content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

06 Kas

Tanrımız ve Tavrımız

Ali Şeriati gençliğinde binlerce modern genç gibi arayış ateşinden kavrulup yanarken şöyle seslenir Tanrıya:

Ey Tanrım sen var mısın, yok musun onu bilmem. Fakat sen şuan da bana lazımsın.

Evrene baktım, doğaya baktım tanrıya yer bulamadım. Felsefede hiç yer bulamadım. Sorgunun ve yargının ateşinden İbrahim’i bir sendeleyişle: “Tanrım kimdir?” sorusunu sordum. Hz. Muhammed’in “Ben şüphede İbrahim’den daha üstünüm” (Muvata) sözleri kulaklarıma esinlendi.  Voltarie “Tanrı olmasa da onu var etmek gerekir” demişti. Bakunin, Voltarie’nin sözlerine karşılık “Tanrı olsa da İnsanın özgürleşmesi için yok etmek gerekir” demiştir. Benim tanrım yoktur fakat hiç Ateist olmak istemedim. Aynı zamanda bana Teist denilmesini de hiç istemedim. Militan bir Ateist ileFanatik bir Teist’in “Tanrı var mıdır, yok mudur” tartışması ne kadar da iğrenç. Teist sanki Tanrıyı; görmüş, deneylemiş ve bilmiş gibi mutlak derecede vardır diyor. Ateist ise sanki varlığın bütün sırlarını bitirmiş gibi yoktur diyor. Tanrıya yer bulamıyoruz, göremiyoruz, bilemiyoruz, his de edemiyoruz ama hayat nedir de bilmiyoruz.

Tanrıya yoksun diyorum çünkü bütün bir hayatı sarmalayan ve zapt u rapt altına alan biri insanın özgürlüğünü yok eder.  Nietzsche’nin iki özgür olamaz. Tanrı varsa özgürlük yok olur teziyle yok dedim. Hayatın anlamını onun sarmalayan coşkuyu da yok edemedim. Yaratan, yöneten, yargılayan bir tanrıyı görmüş gibi nasıl var diyebilirdim ki? 

İbrahim’den başladım. İbrahim topluma anlatamadı tanrıyı. O yüzden bütün putları parçalayıp kentte anlatamama duygusunu ifade etti. Hem baltayı da en büyüğünün omzuna vermişti. İbrahim’e Tanrısız ve Ateist diyeceklerdi elbette. Oysa İbrahim Ateist olmadığı gibi Teist hiç değildi. Musa Firavunları yendi, denizi geçti ne var ki halkına anlatamadı. En sonunda tanrı sözleri dediği levhaları yere vurarak anlatamama duygusunu ifade etti. Ninova halkına yıllarca anlattı. Anlattı da anlattı yine dinletemedi, anlatamadı. Yolu bir gemiye binip Asur’a kaçmak oldu. Yunus halkından kaçmakta yolu buldu. Hz. Muhammed’e “Balık sahibi Yunus gibi kaçma denildi.” Muhammed putları yıktı, toplumu değiştirdi fakat yine anlatamadı.

Uhut savaşında meğer “Muhammed Öldürüldü!” denilirken her biri bir tarafa kaçıştı. Ashap dedikleri ortalıkta kayıp oldular. Ben diyeyim üç kişi sen söyle beş kişi kaldı etrafında. Hz. Muhammed putların alaca karalığını anlattı. İbrahim putları kırdı, Musa putlara ve heykellere tapmayacaksın dedi, İsa iki efendiye kulluk edilmez dedi. Nietzsche’de putların alaca karanlığında savaş verdi. Putlaştırılan tanrıları söktü ve sildi. Hepsinin ortak bir öyküsü vardı “Tanrıya karşı çıkmak, putları devirmek ve nasları-dogmaları yok etmek”… Hz. Muhammed’e “Sabi/dönek, tanrılara karşı çıkan, dinsiz ve imansız” deniliyordu. Meğerki İbn-i Rüşt sürgünlere uğrarken, Sühreverdi öldürülürken de dinsiz denilerek öldürülmüştüler. İbn-i Arabî “Tanrınız Ayaklarımın altındadır” derken ne demek istemişti?

Tanrının evlerini ziyaret ediyorlarmış! Ev sahibini ise hiç gören olmadı. Tanrıya kurban ediliyor, ibadet ediliyor, dua edip yakarıyorlar binlerce yıldır tanrıdan hiç ses çıkmadı. Onlar tanrıyı ev sahibi, göklerde, dua kutusu gibi sanmışlar meğerki… Tanrıya hiç gizem demek istemedim. Aklıma gelen her şeyi o değildir dedim. İmamlardan biri vaaz verirken:

—Tanrı ne cisimdir ne de cevher. Ne ruhtur ne de nur. Ne yerdedir ne de gökte…

Orada oturup dinleyen biri der ki:

—Hocam kısaca yok desene!

Vaaz veren ile dinleyen meğerki hep tanrıya bir yer istemiştirler. Kendilerine ya Ateist demişler ya da Teist. Sözlüğe bakarsanız eğer; Teis, Ateist, Panteist, Deist her biri iki cümle ile anlatılıp geçiştirilir. Oysa Tanrı anlatıldığı zaman bilmezler mi mekân ve zamana hapis edilir. Kahrolası tanrıya ulaşmak bir maşuka ulaşmak değil ki; dağları delmek ile ulaşılsın. Maşuka ulaşmak için belki delinecek bir dağ varda tanrıya ulaşmak için o da yoktur. Kanıtla, kanıtla, kanıtla… Sonuç: 0

Var sayalım “vardır dedim” bu sadece bir sözcüktür. Birbirimizle aynı olduğumuzu anlatmak için sadece “var diyoruz” ve birbirimize olan güvenimiz ortak oluyor. Var sayalım “yok dedik” yine bir sözcüktür. Sadece insanların işaret ve gruplara bölmek içindir bu sözcükler. Nice var diyenleri gördük her kötülüğü işler, işi de sadece kötü bir leziz. Nice yok diyenleri gördük odaklanmışlar dinlere onların sökümü için ter dökerler. Ne var diyen dürüst oluyor; ne yok diyen özgürleşiyor. Aksine seslendirdikleri sözcükler onlara bir sınır kazıyıp etiketleniyor ve konuşmasına da sınır getiriliyor.

Karnımın alt taraflarından bir coşku yükseliyor! Tabulaşan, sınırlanan dogma sayılan dokunulmaz bir yerde bir coşku yükseliyor. Bütün varlığı anlamlı kılıyor. Her şeyi güzelleştiriyor. Anlatmak için hiçbir sözcük bile gerektirmiyor.

Vardır veya yoktur demek için hiçbir nedenim kalmıyor. Doğanın karmaşık görüntüsü altında her şey güzelleşiyor.

Teist’in Tanrının sanatı demesi gerektiği, Ateist’in ise güzel varlık demesi gerektiği bir şeylere odaklanıp onu eşsiz buluyorum. Ötesine geçmiyorum, üstüne çıkmıyorum, sır aramıyorum ve öylece duruyorum. Ortak nokta bu olsa gerek! Kolaydır sabahlara kadar bin salâvat çekip cenneti garantilemek! İşin zoru sonsuz bir coşkudur. Sonsuz bir özgürlük! Özgürlüğü anlatanlar, onu sevenler, onu getirmek isteyenler özgür değildir. Ben özgürlüğü devrim sonrasına bırakmak istemiyorum. Onu ölüm ötesinde de aramıyorum. Onu yaşamak ve geçmiş ile gelecek arasındaki anı yakalamak istiyorum!

Uğruna savaşılacak sadist tanrılara baş kaldırmak. Onun uğruna savaşıp tanrıcılık yapmak istemiyorum. Benim tanrım sevgidir, senin tanrın zalimdir demek de istemiyorum. O din benim bu din senin savaşını da vermek istemiyorum. Galiba İsa’yı Antakyalı Saul anlamıştı meğerki o da yanlış anlamıştı. Anlatımla değil, anlamakla oluyormuş. Tutku ile değil coşku ile oluyormuş. Müzik dinlemek, dans etmek, saatlerce düşünüp doğaya hayran olmak senin yetmiş yıllık ibadetine bedelmiş. Evrensel paradigması olan var mı? Evrensel paradigması olan özgürdür ve bir tanrısı vardır.  Peki, keyfi bir paradigması olan var mı? O zaman onun tanrısı yoktur onun putu vardır.

Kıvançla…

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

2 Kere Cevaplanmış to “Tanrımız ve Tavrımız”

  1. 1
    ibrahimî Feyzullah Says:

    "Tanrı ne cisimdir ne de cevher. Ne ruhtur ne de nur. Ne yerdedir ne de gökte…

    Orada oturup dinleyen biri der ki:

    —Hocam kısaca yok desene!"

    aslında biraz sizi de özetlemiyor değil pısmam...

  2. 2
    kemal sargın Says:

    Allahı yok saymak yada yok saymaya çalışmak insanın kendisine yaptığı en büyük hakaret tir. hele yazdığına bir bakın:''Uhut savaşında meğer “Muhammed Öldürüldü!” denilirken her biri bir tarafa kaçıştı. Ashap dedikleri ortalıkta kayıp oldular. Ben diyeyim üç kişi sen söyle beş kişi kaldı etrafında''.... bu sözün senin ne kadar yalancı olduğunun kanıtı değil mi.sen ordaymıydın ki ashabın kaçtığını gördün gerçekleri bilmiyorsan bari saçmalama ki seni adam bilsinler...

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank