content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

28 Tem

Saltanat-Sanatçı-Filozof-Toplum Sözleşmesi-Demokrasi

İnsanların işbirliği ve işbölümü şeklinde örgütlenmeleri yöneten-yönetilen ilişkileri başlamış, yerleşik düzene geçmeleriyle de bu ilişkiler kurallara bağlanmaya başlamıştır. Önceleri esnek, gönüllü dayanışmaya, karşılıklı danışmaya dayalıydı ilişkiler (gönüllülük esası). Zamanla nüfus artışı, yiyeceklerin stoklanması gereği, sitelerin korunması veya başka sitelerin yağmalanması gibi nedenlerle “karar alma-vermenin” belirli kişi ve/veya kişilerde toplanması sonucunu doğurmuştur. Korunma veya talan, topluluğun “savaşçı güçler” oluşturmasına neden olmuştur. Yönetenin, savaşçı güçler ve yönetilenler (üreticiler) üzerinde mutlak egemenlik kurma zarureti gönüllülük esasının sonunu getirirken, korunma-korkunun etkisiyle fiziken güçlü olanın yönetici (iktidar) olması evresine geçilmiştir.

Fiziken güçlü olanın iktidar olduğu evrelerde, sık sık iktidar değişiklikleri olmaya başlar. İktidarın istikrarı için iktidarı elinde bulunduran (monark), korkunun yanında metafizik güçlere ihtiyaç duyar. Yönetilenlere, monarkı destekleyen metafizik güçlerin olduğunu kabul ettirebilmesi için aracılara (ruhani güçlerle ilişki kurabilen) da gereksinim vardır. Rahipler monarkın en büyük destekçileri olmuştur artık (eski Sümer). Çünkü, yönetilenlere, mutlak egemene (monark) ölümüne itaat için beyin yıkama işini bu sınıf yapıyordu. Bazen monark aynı zamanda rahip ve hatta tanrı olarak da algılatılıyordu bu evrede (eski Mısır).

Bu iktidarın ilahi kaynaklı evresinde rahipler, monarktan topluluğu ilahi güçlerin (tanrı/tanrılar) emir ve isteklerine göre yönetmesini isteyerek, monarkın mutlak egemenliğine müdahale de ediyorlardı. Bunun için yer yer savaşçılarla da işbirliği yapıyorlardı. Tepedeki (yönetici sınıflardaki) bu işbirliği yine tepede bir iş bölümünü de zorunlu kılıyordu: Üreticileri yönetme, üretimi denetleme. İş bölümü sadece tepede değil gövdede, kol ve bacaklarda gerçekleştirilecekti (organizmacı yaklaşım). Toplumdaki bu işbölümü tanrının istediği, dış düşmanlara karşı korunmanın da zorunlu kıldığı bir gerçeklikti artık. Ve toplumundaki bu iş bölümleri bir birlerinin alanına girmeyeceklerdir, sadece kendi alanlarında işbirliğini gerçekleştireceklerdir.  Monark (sultan) monarklığını, rahip rahipliğini, asker askerliğini ve en nihayet köylü de köylülüğünü bilecekti.

Monarkın (kral-sultan) el değiştirdiği zamanlarda, toplumdaki ve iktidardaki konumlarını monarka göre ayarlamış olan asker ve rahipler zemin kaybetmemek için kutsal monarktan sonra, monark ailesinin (hanedan) kutsallığını da yönetilenlere kabul ettirmişlerdir. Ve iktidar soy esasına göre el değiştiriyordu artık. Ve her şey yerli yerine oturmuştur artık (İlk ve Orta çağ). Yönetilenler olarak, şu yalan dünyada etliye-sütlüye karışmadan, suya-sabuna dokunmadan, suya tirit çalmadan, bir lokma ve bir hırkaya tamah etmeden ömrümüzü tamamlamak için gereken ortam oluşmuştur gayri. Benim adıma düşünen, benim adıma dua eden, benim adıma savaşan, benim adıma yağma yapanlar da vardır. Eee, daha belamı mı arıyorum?

İnsanın fıtratındandır, düşünmeye başladı mı bela da aramaya başlar veya bela gelir onu bulur. Birileri sisteme, kurulu düzene usul usul çomak sokmaya da başlar. “Yahu” der birileri (ki bunlar genellikle filozoflardır), “Biz bir ara, bir araya gönüllük esasına göre, biri diğerine üstün olmadan, danışma ve danışmayı önemseyerek bir araya gelmiştik. Daha sonra ne oldu da böyle sınıf sınıf, zümre zümre ayrıldık. Niye bir yerlerde şatafat ve saltanat israf içinde yüzerken, toprağı süren, demiri işleyen, yelkenleri şişiren ben bir lokma bir hırkaya razı ediliyorum?” İnsan bir kere düşünmeye başladı mı devamı da geliyor ister istemez. Bu düşünme öyle bulaşıcı bir hastalık ki, ölüm korkusu bile engel olamıyor. “Te başlangıçta, toprağı birlikte işlerken, kış ve kıt günler için yiyecek stoklarken işbirliği ve işbölümü yapmış bir anlaşmaya varmıştık (toplum sözleşmesi). Bazı kararları birlikte alıp bu kararları uygulasın diye içimizden birilerini seçmiştik (siyasal sözleşme). Şimdi ne karar alınırken bize soruluyor ne de alınan kararları uygulayacak olanları seçebiliyoruz. Alınan kararları denetlemek ise halt getire! Bu işte bir terslik yok mu?”

…………….

Mini bir özetini verdiğimiz uygarlık tarihinde bu soruların karşılığı olarak demokrasi fikri gelişmiştir. Demokrasinin gelişmesi için ise, demokrasinin (toplumun) soru sormaya devam edecek filozofları yetiştirmesi (yetiştirmeye devam etmesi) gerekiyor. Sadece filozoflar değil, filozofları toplumun anlaması için sanatçılar yetiştirmesi de gerekiyor. Filozoflar sağlıklı düşünme yöntemleri geliştirirken (felsefe), sanatçılar (ressam, edebiyatçı, müzisyen, heykeltıraş ve hatta mimarlar) bunun anlaşılmasını ve yaygınlaşmasını sağlıyorlar.

Diye boyumuzu aşan sav ve çıkarımlarda bulunduktan sonra, doğu ve orta doğu ve hatta Latin Amerika toplumlarının günceline gelirsek; demokrasi (devlet) konusunda felsefi olarak, henüz ilahi kaynaklı ve organizmacı egemenlik (siyasal) anlayışını aşamamış toplumlar, demokrasiyi de salt bir iktidar mücadelesinin aracı olarak görüyorlar ve insan unsurunu ihmal ediyorlar. İnsanı ihmal ediyorlar derken, insanı salt bir barınakta yiyip-içen ve üreyen biyolojik nesne olarak görüyorlar. İnsanın düşünme özelliği ve mutluluğu arama hakkı vardır. Devletin (siyasal iktidarların) demokrasilerde en önemli işlevi insanın düşünme ve mutluluğu arama hakkının önündeki engelleri kaldırmaktır. Kaldı ki, düşünmeyen ve mutlu olmayı bilemeyen insanın “tanrı” tasavvuru da yüzeysel olacaktır.

Bu tür bir ikilemi yaşayan demokrasilerde yönetici ve toplum, filozof ve sanatçının evrenselliğini, yani iktidarlar üstü olduklarını kavrayamıyorlar veya kabullenemiyorlar. Filozof ve sanatçının işlevi “devletin âli menfaatlerini” korumak değil, gerçeği düşün ve estetik boyutuyla aramaktır; devletin ve iktidarların âli menfaatleri hilafına (aykırı, marjinal) da olsa… Düşün adamları ve sanatçılarla didişeceğimize kendimize ve orta doğuya bir de bu açıdan bakmak gerekmez mi? 27.07.2013

Asım SES

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank