content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

10 Tem

Ruhban Okulu Nasıl Açılacak?

Osmanlı Devleti, çok sayıda topluluk, din ve mezhepten oluşan bir halka dayanıyordu. Bu yüzden Osmanlılar idari yapılarınıulus esasına göre değil din ve mezhep farklılıklarını gözeten bir düzenleme geliştirmiştir. Her ayrı din ve mezhebin bağlıları farklı bir millet sayılmış,  o dinin veya o mezhebin bağlı olduğu dini kurum ise o milletin temsilcisi, dini, medeni ve eğitim işlerinin de yetkilisi, sorumlusu sayılmıştır. Osmanlılar bu düzenlemelerini “millet sistemi” diye adlandırmıştır. Rumlar da “Rum Milleti” diye adlandırılmış ve Patrikhane İstanbul’un fethinden itibaren, Rum milletinin temsilcisi, yetkilisi kabul edilmiştir.

 

Heybeliada’da IX. Yüzyılda İstanbul Patriği Aziz Fatios tarafından kurulan bir manastır binasının yanmasından sonra 1821’de yeniden manastır ve okul olarak yapılmıştır. 1844’te Ortodokslar arasında teolojik birlik sağlamak, din adamı yetiştirmek için Patrikhaneye bağlı olarak öğretime başlamıştır.

 

Zararlı faaliyetleri nedeniyle 8 Mayıs 1918’de Heybeliada Ruhban Okuluna el konulmuş, öğrencileri Aya Yorgi Manastırına yerleştirilmiştir. İşgal döneminde Fransızlar bu okulda Rus göçmenleri iskan edilmiştir.

1919’a kadar okul dört yıl lise üç yıl  yüksek teoloji eğitimi vermişken 1919’da Akademi statüsü almıştır. 1923’ten itibaren yeniden üç yıl orta dört yıl ise yüksek teoloji eğitimi verecek halde düzenlenmiştir. 1939’da savaş ve casusluk faaliyetleri gerekçe gösterilerek yabancı ülkelerden öğrenci alması yasaklanmıştır.

 

İstiklal Savaşı döneminde İstanbul’da bulunan ve Mavri Mira Cemiyeti’nin önemli elemanlarından birisi olan ve Kuvay-ı Milliye aleyhine çalışan Spiru Aristokles Athenagoras savaştan sonra ABD’ye gitmiştir ve 1948’te Türkiye’ye Patrik olarak dönmüştür. O esnada Rumlar çocuklarını papaz okuluna göndermezlerdi. Nitekim bu sırada İstanbul Rum Erkek Lisesi’nin 2.500 öğrencisi olmasına karşılık, Ruhban Okulunun yalnızca 16 öğrencisi olmuştur.

 

Heybeliada Ruhban Okulunda: 1844-1919 döneminde, dört yıl ortaokul ile üç yıl teoloji, 1919-1923 döneminde, beş yıl teoloji, 1923-1951 döneminde, dört yıl ortaokul üç yıl teoloji eğitimi verilmiştir.

Patrik  Athenagoras’ın girişimleri sonunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın 8 Aralık 1950 tarihli 9127/7 ve 2601 sayılı kararı ile Ruhban Okuluna yüksek okul statüsü ve yabancı ülkelerden öğrenci alma hakkı verilmiştir. 1844 ile okulun kapandığı 1971 arasında, 127 yıl içinde 930 öğrenci mezun olmuştur. Kıbrıs'ı adım adım Rumlaştıran, Türklerin kıyımına sebep olan Makarios ile terör örgüt liderleri gibi çalışan Trabzon Metropoliti Hrisantos, Samsun Metropoliti Germanos, İzmir Metropoliti Hrisostomos, Edirne Metropoliti Palikaryos, Doroteos, Yakovas ve Bartholomeos bu okulun mezunları arasındadır. Yine İstiklal Harbi döneminde, Yunanistan'ın Anadolu'yu işgali sırasında okul, önemli bir terör merkezi gibi çalışmıştır.

 

Anayasa Mahkemesinin 12 Ocak 1971 tarihli kararı ile, yüksek öğretim kurumlarının sadece devlet tarafından açılıp işletilebileceği hakkında bir karar almıştır. Bu karardan sonra özel Yüksek Öğretim Kurumları ya çalışmalarına son vererek kapanmış yada bir devlet üniversitesine bağlanmıştır. Heybeliada Ruhban Okulu da özel bir yüksek öğretim kurulu sayıldığında bir devlet üniversitesine bağlanmak yada  bir İlahiyat Fakültesine bağlanması istenmiştir. Daha sonra devlet denetiminde özel üniversitelerin açılmasına izin verilmiş ancak Patrikhane bu denetimi kabul etmediğinden Patrikhanenin kararı ile Ruhban Okulu kapatılmış 1971-1972 öğretim yılından itibaren Özel Rum Erkek Lisesi olarak faaliyetlerine başlamıştır.

 

3 Mart 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat adlı yasaya bağlı olarak İslami ilimlerin okutulduğu bütün medreseler kapatılmış bu derslerin “ancak devlet okullarında okutulacağı” öngörülmüş olmasına rağmen 1948’e kadar okullarda İslam ile ilgili dersler de okutulmamıştır. Buna rağmen aynı dönemde Heybeliada Ruhban Okulu faaliyetlerini sürdürmüştür. Müslüman din görevlisi olanların giydiği kılık ve kıyafetler “şapka kanunu” ile birlikte yasaklanmış olmasına rağmen, azınlıkların bu arada Patrikhane görevlilerinin ve onlara bağlı kilise ve Ruhban Okulunda çalışan din adamlarının kendi dini anlayışlarına göre giyinmelerine izin verilmiştir. Böylece Müslüman çoğunluğa karşı İnkılab Kanunları adıyla uygulanan baskı ve şiddet Hıristiyanlara onların din görevlilerine karşı asla uygulanmamıştır. Kemalizm yurt içinde Müslüman çoğunluğa karşı kanlı baskılar şeklinde uygulamalar yaparken gayri Müslim azınlığa ise çoğunluğun sahip olmadığı ayrıcalıklar sağlamıştır.

 

1821’de Mora isyanında on binlerce Müslüman Türk katledilmiştir. Bu katliamda ve isyanı Patrikhanenin organize ettiği anlaşılınca dönemin Patriği Gregoryus, Patrikhane’de orta kapı denilen yerde idam edilmiştir. Bu yüzden orta kapı bu tarihten sonra “intikam kapısı” diye isimlendirilmiş ve kapatılmıştır. Tuhaf olan Heybeliada Ruhban Okulunun her yıl mezuniyet törenlerinin bu kapı önünde ısrarla yapılmış olmasıdır. Bütün medreseleri kapatan ve buna itirazı olanları kan ve katliamla bastıran Kemalizm döneminde de Ruhban Okulunun  mezuniyet törenleri intikam kapısı önünde yapılmaya devem edilmiştir.

Heybeliada Ruhban Okulunun açılması için, Patrikhane, Yunanistan, AB ve ABD yıllardan beri hummalı bir çalışma içinde olmuştur. Özellikle Türkiye’nin AB’ye katılması ile ilgili görüşmelerde ana konulardan birisini bu okulun açılması oluşturmuştur. Dimitri Arhondoni Bart

holomeos ise  1991’de Patrik olduktan sonra, Patrikhanenin ekümenk bir statüye sahip olması ve Heybeliada Ruhban Okulunun açılması için çalışmaktadır.

 

Patrikhanenin ekümen (evrensel) sayılması aynı zamanda Patrikhanenin de papalık gibi bir dini devlet statüsünü de beraberinde getirecektir. Oysa Patrikhane işlediği bütün kötülüklere rağmen Türkiye’de ancak Lozan Anlaşması sayesinde kalmıştır. Lozan’da ise Patrikhane yalnızca Türkiye’deki Rumların dini işlerini takip etmekle sınırlı ve İstanbul/Fatih İlçesi Kaymakamının muhatabı sayılmıştır. Lozan Anlaşmasına rağmen farklı bir statünün Patrikhane için talep edilmesi aynı zamanda, Patrikhanenin İstanbul’da varlığını mümkün kılan maddelerini de tartışma konusu yapacaktır. 2500-3000 kadar İstanbul’un Rum nüfusunun dini işlerini yürütmekle görevli ve yetkili olan Patrikhanenin kendini ekümen sayması sınır tanımaz bir taleptir. Patrikhane elbette Yunanistan’a taşınarak kendisini sonuna kadar ekümen sayabilir. Ancak İstanbul’daki varlığını Lozan’a borçlu olduğu halde, Lozan’ı aşan taleplerde bulunması hak ve had bilmezliktir.

Bunun devamı olarak Türkiye’deki Rum nüfusu Ruhban Okulunun ihtiyaçı olan öğrenciyi sağlayamadığından, Patrikhane Türkiye dışından bir sınırlama olmaksızın öğrenci alma hakkının da kendisine verilmesini talep etmektedir.

 

Oysa Lozan’da İstanbul’da kalma ve Rumların dini işlerini idare etme hakkı Patrikhaneye ancak “karşılıklılık/mütekabiliyet” kuralı ile verilmiştir. Şimdi bu kuralında yok sayılarak, karşılıklılık aranmaksızın Patrikhanenin ekümen sayılması, ona bağlı olarak Ruhban Okulunun MEB veya YÖk denetimi olmaksızın ve yurt dışından da öğrenci alacak şekilde yeniden açılması izninin verilmesi din özgürlüğü kapsamını aşmaktadır. Doğrudan siyasal içerikli bir statü ve onun bir aracı olacak şekilde Patrikhanenin Türkiye Devleti tarafından denetlenmeyen bir okula sahip olması ulusal egemenliğe de tarihi malumata da oldukça aykırı bir sonuç olacaktır. Patrikhane de yapıp ettiklerine rağmen ödüllendirilmiş olacaktır.

 

İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in Patrikhaneye verdiği haklar iddia edildiğinin aksine kayıtsız ve şartsız değildir. “Padişaha sadakat ve hainlik edenlerin padişaha bildirilmesi” gibi şartlara bağlı olarak verilmiştir. Osmanlının güçlü dönemlerinde Patrikhaneye verilen bu haklar sorun olmamıştır. Ancak Osmanlıların dağılma dönemlerinde Patrikhane kendisine verilmiş olan hakları istismar ederek Müslüman çoğunluğun aleyhine her türlü zararlı işlerin yapılmasının aracı haline getirmiştir.

 

AKP iktidarı döneminde bazı AKP yöneticileri her nedense Ruhban Okulunun açılmasını kendileri için adeta bir çeşit görev bilmiştir. Oysa kendilerini % 50 çoğunlukla iktidara taşıyan halk kitleleri, onlara bu desteği Patrikhanenin talepleri yapılsın diye vermiş değildir. Buna rağmen başta Hüseyin çelik olmak üzere bazı AKP’li yetkililer kendilerini iktidar eden % 50’lik çoğunluğun taleplerini unutarak sabah akşam Ruhban Okulu işiyle uğraşmaktadırlar. Son olarak 5 Temmuz 2012 günü Diyanet İşleri Başkanı sayın Mehmet Görmez Patrikhaneyi ziyaret etti.

 

Ancak ziyaret sonrasında söyledikleri olağan bir nezaket ziyaretinin çok ötesine taşımıştır. “Din, inanç, eğitim özgürlüğü, mabet masumiyeti konusunda kendimiz için hangi hakları istiyorsak, onların da aynı haklara sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu ülkede herhangi bir dini topluluğun kendi din adamlarını yetiştirmek için başka ülkelere muhtaç olması, bu ülkenin büyüklüğüne yakışmıyor. Elbette tarihte, tarih boyunca var olduğu gibi aynı şekilde yine kanun ve mevzuat çerçevesinde varlığını idame ettirmesinin, bu ülkenin büyüklüğüne yakıştığını ifade etmek istiyorum.” (6 Temmuz 2012 Zaman).

Mehmet Görmez belli ki ne bu günü ne de tarihi gören birisi değildir. Tarihte olup bitenleri yok saymaktadır. Tümüyle fantastik bir havada Patrikhanenin tarihte yapıp ettiklerini yok sayan, ne tür amaçlarla neleri talep ettiğini yok sayan bir görüşle veya görmezlikle olayı ele almaktadır. Zaten tarih şahit tutulduğu için patrikhanenin talepleri kuşkulu olmaktadır. Üstelik Patrikhanenin taleplerinin Türkiye’nin büyüklüğü nedeniyle kabul edilmesi vurgusu da ne diplomasi de ne de hukukta karşılığı olmayan bir durumdur. Ülke yönetimi duygularla değil tarihten beri süre gelen birikimle, diplomasi ile hukuk ile yapılırsa yeni sorunlar ortaya çıkmaz. Var olanların da çözümü kolaylaşır. Aksi halde bütün bunlardan arınmış ne idüğü belirsiz bir büyük ülke tanımına bağlı olarak bu işlerin sonuca bağlanması yeni felaketlere de kapı aralayacaktır.

 

Diyanet İşleri Başkanlığının (DİB) ülkeyi ilgilendiren temel sorunlar hakkında fikir beyan etmesi elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak DİB hükümetlerin siyasi tercihlerine göre fikir sahibi olursa, hükümetin memuru olmaktan öteye geçebilir mi? Zaten hükümetin görüşlerini sabah akşam açıklayan temsilcileri varken Mehmet Görmez’e bu konuda bir ihtiyacın olacağı şüphelidir. Sayın Görmez bir fikir beyan edecekse Hilmi İsili beyin dediği gibi: “Niye Ayasofya hakkında konuşmaz?” Mehmet Görmez’in Ayasofya ile ilgisiz ama Ruhban Okulu ile ilgili eden nedir? Bulunduğu konum gereği Ruhban Okulundan önce Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması hakkında bir fikir beyan etmesi kendi misyonu için daha uygun düşebilir. Ancak Görmez, kendisini dönemin Rıfat Börekçisi sayıyorsa, söylenecek fazla bir söze de ihtiyaç yoktur. Kendisi bilir.

 

S E Ç İ L M İ Ş   K A Y N A K Ç A

Ali Güler, Dünden Bugüne Yunan-Rum Terörü, Ocak Yayınlan, Ankara, 1999.

Bilal Eryılmaz, Osmanlı Devleti'nde Millet Sistemi, İstanbul, 1992.

Emruhan Yalçın, Atatürk Türkiye'sinde Ekümenik Ortodoks Patrikhanesi ve Bizans

Projesi, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2008.

Emre Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu, Tamga Yayınlan, Ankara, 2000.

Elçin Macar. Cumhuriyet Döneminde İstanbul Rum Patrikhanesi, İletişim Yayınları,

İstanbul, 2003.

Göknur Çalan, "Fener Patrikhanesi Vatikan Olma Yolunda", Nokta, Sayı:37, 4-10

Eylül 1994.

Gözde Kılıç Yaşın, "Heybeliada Ruhban Okulu", TUSAM, http:/www.iusamjıei/

makale (1.1.2005).

Kadir Mısıroğlu, Lozan Zafer mi Hazimet mi, C.III, İstanbul, 1992.

Kamuran Abacıoğlu, Türkiye Gazetesi, 9 Ekim 1988.

Kutluay Erdoğan, Katolik Okulları, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.IV,

İstanbul, 1993.

Mehmet Çelik, Siyasal Sistem Açısından Bizans İmparatorluğunda Din-Devlet

İlişkileri (Kuruluşundan X. Yy. 'a kadar), 2.Baskı, Elazığ, 1995.

Melih Aktaş, "Patrikhanede Rusya-ABD Savaşı", Zaman, 21 Eylül 1995.

M. Süreyya Şahin, Fener Patrik ve Türkiye, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1996.

Ömer  Kalpakçıoğlu , yunan dan Dost Olmaz, İstanbul, 1993.

Tuncer Günay, Misyonerler ve Fener Rum Patrikhanesi Haçlıların Ajan-Provokatör

Kolları, Berikan Yayınevi, Ankara, 2002.

Türk Dış Politikası, Ed. Baskın Oran, C. II, İstanbul, 2002.

 

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank