- Bilgi Agi | Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi ve Yazar Portali - https://www.bilgiagi.net -

Ölümsüzlüğün Sırrı..

Eğer bilim insanı ölümsüz kılacak bir ilaç icat etseydi. Bu ilacı alır mıydınız?
Sizce ölümsüz olmak nasıl birşey?
Bu soruyu sormadaki amacım aslında, insanın uzun yaşamasındaki karşılaşabileceği iyi yada kötü şeylerin düşüncemizdeki yansımalarını irdelemek.

Önce kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
İcad edilen ölümsüzlük ilacını merak edip aldığımızı düşünelim.
Muhtemelen sıkıcı bir şey olur belli bir süre sonra.. Her işimizi erteler başka zaman yaparım diye .. Heyecan yok, tatmin yok.. Her şey tadındayken güzel olur mantığıyla bakarsak hani bal yiyen baldan bıkarmışya..
Bir gazete haberinde okumuştum, İskandinav bölgesi insanları uzun yaş ortalamasına sahiptirler. Bundan dolayı yaşlılarda depresyon yüzünden intihar vakalarında sürekli artış oluyormuş...
Sen ölmüyorsun ama ölen tüm akrabalarını tek tek görüyorsun yada sen öldükten sonra arkandan ağlayacak kimsem olmazsa (düşün artık o denli uzun yaşamışım) hayat benim için anlamsız olurdu..
Uzunca yaşayacağımız monoton bir hayat..

Birde tersini düşünelim.
Ölmek olmadığına göre tüm adrenalin sporlarını yapabilir insan.
Tarihi tamamen en başından yaşayacağımıza göre tarih sınavlarından iyi notlar alırdık galiba.
Edison, Newton, Aynştayn gibi bilim adamları yaşasaydı, kim bilir belki yer çekim kuvvetinden kurtulup gök yüzünde kuşlar gibi uçacaktık..

Yada bu ölümsüzlüğü fırsata dönüştüreceklere ne denmeli. Mesela, Hitler, Sezar, Firavun vb. bir çok gelmiş yada gelecekteki şahsiyetler ne kadarda sevinirlerdi..

Tabi birde bunun dini boyutu var.
Dinimizde ‘her canlının bir sonu vardır, her nefes ölümü tadacaktır.’ Buyruluyor. Bu nedenle ölümsüzlüğün olacağına şahsen ben hiç inanmıyorum. Fakat birisi çıkıp ta, dini karıştırma yada dinle bilim çakışıyor mu diye sorarsa işte bunu iyi araştırmak gerekir…

İslamın bilimle çakışmadığı tam tersine, bilimi insanoğlunun zekasını kullanıp Allahın nimetlerini keşfetmesini emreder. Örneğin Kuran da açıkça belirtilmiştir ki 'her hastalığın tedavisi mümkündür ölüm hariç'..
Dinin kendisi bir bilim yada biri birini tamamlayan unsurlardır.

Bilimin tarihine bakarsak çoğu icatların ve keşiflerin temelinde hayal gücü, ihtiyaç, merak vs.. olduğunu da görürüz.

Ölümsüzlük ile ilgili bir çok filimler çevrilmiştir. Seyrettikçe insanın dehşete düşmemesi mümkün değildir.
Bir zamanlar Zardoz isminde bir bilimkurgu filmi vardı. Yeryüzünün belli bir bölgesinde yaşayan insanlar ölümsüzlüğün sırrını çözmüşlerdi. Olayların gelişimi sonucunda bu sır çözülünce insanlar kendilerini öldürmeleri için başkalarına yalvarıyorlardı.
Vampir hikayelerinde vampirlerin yakındığı tek nokta bu değil midir.

İnsanlar genelde karar alırken amaç yada hedeflerinin sonucunu düşünüp değerlendirirler ve buna göre bazı durumlarda tedbirli davranmaları gerekir. Ancak ölümsüzlüğün olmaması insanı amaçsızlığa ve monotonluğa itecektir.
Düşünsenize yarın öleceksiniz deseler yapacak onlaraca şey var. İnsan hayatının her saniyesini ne kadar da değerli görecektir.
Aksi durumu düşündüğümüzde ise hayatın anlamını yitirmesi söz konusu bence. Ozaman da artık 'benim zamanım çok değerlidir' gibi sözler duyamıyoruz..

Gelelim Bilmin geldiği bugünün son noktasına..

Ölüm Allah'ın emri ama ölümsüzlük de insanoğlu'nun yaratıldığı günden bu yana en büyük rüyası. Bilim adamları kendi hücrelerini yenileyerek adeta ölümsüzlüğü yakalayan bir canlı keşfetti.

Ölümsüzlüğün sırrı bu canlıda mı?

Deniz canlıları araştırma uzmanları tropikal sularda yaşayan bir denizanası türünün kendi kendini yenileyebildiği ve bu özelliğiyle ölümsüz olduğunu ortaya çıkardı. Denizanası türlerinden Turritoptis Nutricula'ya hücrelerini kendi kendine yenileyebiliyor. Bu gençleşme işlemi sırasında cinsel ilişkiye girmek de canlının hücrelerinin yenilenmesine yardımcı oluyor. Karayip açıklarında bulunarak incelenen ancak dünyadaki tüm tropikal sularda bulunduğu söylenen denizanası türü üzerinde incelemelere başlayan uzmanlar ölümsüzlüğün sırrını araştırıyor.

Genetik uzmanları bu türün kendi kendini nasıl yenileyebildiğini masaya yatırarak uzun dönemde insanın bu yapıya bürünmesinin yollarını arayacak. 5 mm. çapındaki bu denizanası türü ancak başka bir deniz canlısı tarafından yenildiği veya öldürüldüğü zaman yok oluyor. Yani Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi'ne de taşıdğı Batının ünlü masal kahramanları Elf'ler gibi sadece "öldürülünce" ölüyorlar...

Panama'da bulunan Smitsonian Tropikal Araştırmalar Enstitüsü'nden Dr. Maria Miglietta, "Bu olayın bir başka yönü ise ölmeyen bu canlıların sürekli olarak çoğalmasıyla nasıl bir problemle karşılaşılacağı" diyor. Uzmanlar ölümsüz denizanasının sayısını ise henüz bilmiyor. Denizanalarının çoğalmaları yumurta ve sperm yoluyla oluyor.

Eşsiz olarak da üreyebilen deniz anaları gövde kısımlarında bulunan bezlerdeki üreme hücrelerini suya döker ve yumurta suda dölleniyor. Döllenme sonucunda yumurta, önce larva sonra polip evrelerinden geçer. Yumurtadan çıkan larvalar polip olarak gelişim geçirdikten sonra bir denizanası haline gelebiliyor. Bazen de polip olarak yaşamını sürdürüyor.

Bugünkü bu bulgularla ölümsüzlüğün sırları zorlanıyor yada uzun yaşamanın yolları araştırılıyor da, bence ne kadar zorlanırsa zorlansın ölümden kaçış yok, çünkü kıyamet kopunca yine tüm canlılar ölümü tatmış olacak.

[1]