content

ikradan-mahyaya-aydinlanma

26 Eyl

Mazlum İp ve Balta!..

Evet... En son çare camideki yaşlı amcalara açmaktı derdini, belki onlar derdine çare arar, alay etmezlerdi mazlumla.

Sıradan insanların yaptığı gibi.

Aslında da-ha önceleri camideki amcalara derdini açmayı düşünmemiş değildi mazlum.

Fakat namaz memurunun her gün ve özelde ise cuma günü, resmi ve gayri resmi diye tanımlanan yollarla halkı camiden bezdirmesi! Bu önceki düşünceyi çaresiz, son düşünce yapmıştı mazlumda.

 

Nihayet tüm cesaretini toplaya-rak, Ulu Caminin yanma geldi mazlum.

İkindi namazının eda-sından çıkıyorlardı cemaat, Mazlum gözüne kestirdiği üçlü bir yaşlılar grubuna yöneldi caminin avlusu içerisinde ve ezil-mişliğin tüm fiziki hatlarını sesine de sirayet ettirerek “Selamün aleyküm” dedi. “Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve beraktühu” dedi kısa boylu, kısacık sakallı, tıknaz yaşlı.

 

Bir ara birbirlerine bakıştılar ve tekrar kendi aralarında ehemmi-yete haiz konularına döndüler.

Selama mukabelede ön plana çıkan kısacık adam arkadaşlarına, “geçen gün Mehmet Ho-canın camiine ceviz oymalı bir mimber yaptırdım. Allah’a şü-kür, azizim insanın içi açılıyor bir görünce, pahalı oldu ama değdi doğrusu.” Diğer arkadaşları, bıyıksız olduklarından, en uygun tabirle bıyık üstünden gülümsediler.

 

Uzun boylu başın-da bir takkesi olan ve her hali ile yaşının da verdiği ip uçlan ile emekli amcalardan olduğu anlaşılan, diğer adam, mazlu-mun hala yanlarından ayrılmadığını görünce, “bir şey mi iste-din çocuğum?” dedi. “Şey amcalar ben., ben Allah rızası için bana yardımcı olmanızı istiyorum, paraya ihtiyacımız var.” O anda diğer arkadaşları olan, ortanca yaşlı, orta boylu. “Elin ayağın düzgün üstelik gençsin neden dileniyorsun?”

-Muhterem bunlar böyle alıştırılmış, hem Mehmet Hoca da camide demedi mi dilencilere para vermek caiz değildir diye?

Evet evet öyle dedi diyerek tasdik etti tıknaz yaşlı.

 

Kısacık adam: '‘Bizim caminin de avizesi tamiratta idi, imam efendinin dedi-ğine göre yüz bin lira daha gerekliymiş!..”

Mazlum denilen bir insan yoktu oracıkta ve musalliler salatın sosyal boyutunu, böyle anlıyor  böylece sergiliyorlardı…

Nihayet kısa boylu tıknaz olanları; Haydi oğlum haydi git Allah versin” diyerek mazlumu kibarca defetti.

 

Mazlum başka bir konuşmaya dalmış musal-liler topluluğuna yöneldi caminin avlusu içerisinde.

O esnada namaz memura, namaz elbiselerinin çıkarmış, sokak kıyafe-tiyle kapıdan çıkarken, fizikmen göz dolduruyordu. Elbisesi ve boynundaki iğneli kravatı ile.

Mazlumun cami cemaatine elini açtığını gö-rünce, “cebine girecek paraları mazlumlara kanalize etmemek için, uzunca elini kaldırıp mikrofonik sesi ile beyefendi bura-sı dilenme yeri değil lütfen terk ediniz burayı” deyiverdi.

Ca-mideki amcaların derdine çare aramasını en son çare yapışı-nın sebebi anlaşılıyordu mazlumun.

Ve ciddi bir eziklik duya-rak, içindekileri de Rabbi’ne izhar ederek çaresiz yöneldi çık-tığı merdivenlerden inmeye.

 

Çıkış kapısına geldiğinde merdi-venin alt basamağında belini sarmalayan bir kuşak ve toprağımsı çehresiyle, cehresi bir başkalık uyandıran, insana cesa-ret veren, genç bir adam elinde üç beş kağıt para sayıyordu.

 

Mazlum! bu genç adama yaklaşarak, “Abi Allah rızası için bana yardımcı olumusunuz, paraya ihtiyacımız var” diyerek ıstırabını kemiksiz dili ile belki de son bir kez tekrarladı.

Genç adam müteessir ve mahzun bakışlarla, kendini bulduğu mazlumun ayna çehresine baktı, baktı  baktı…Ve  Kur’an’ın şu ilahi emirlerini hatırladı hemen:

“Doğrusu insan hırslı yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır. Kendisine hayır do-kundu mu vermez. Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır. Onlar ki namazlarına devam ederler Mallarında belli bir his-se vardır, saile ve mahruma. Ceza gününü tasdik ederler. Rablerinin azabından korkarlar. Çünkü rablerinin azabından emin olunmaz. Irzlarım korurlar.” (Mearic 70/19-29)

Ve 2.000 lirayı çıkardı saydığı paraların arasından mazluma uzattı.

Topu to-puna 13.000 lirası vardı elinde şu enflasyon izim ülkesinde, ama bu mazlumlara yardım etmemek anlamına gelmezdi kuş-kusuz.

 

Mazlum cüz’i de olsa, derdine derman bu genç adamın yardımına karşılık genç adamın ellerini öpmek isteyince, genç adam elini öptürmekten tenzih ederek şu ayeti sesli bir şekilde okumaya başladı:

 “Biz size sırf Allah rızası için yedi-riyoruz sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz sert ve çok belalı bir günden ötürü Rabbi’mizden korka-rız.” ( 76/9-10)

Mazlum bu genç adamın davranışları ve okuduğu ayetler karşısında, sevinçten gözyaşlarının dö-küldüğü anda, konum ve zaman itibari ile psiko-lojik bir çıkarımla şu espriyi de söylemeden edemedi. “Elinizdeki parayı görünce, sizinde Minare parası diyeceğinizden kork-muştum. Yukarıdakiler minber, avize parası diyerek bir yar-dımda bulunmadılar da.”

Genç adam tebessüm etti bu espri kar-şısında mazlumun omzuna elini atarak; “Gel kardeşim şu çay ocağında birer çay içelim seninle” dedi.

 

İkisi birden kapı-dan çıkarak çay ocağına doğru yöneldiler.

Genç adamın ismi-nin Veli olduğu anlaşılmıştı konuşmalar esnasında.

Ve karşı-sında insan vardı Veli’nin, rajontik bir stille ve müstekbiri tavır-larla muhataba yaklaşmanın ve onu ezmenin bir alemi yoktu.

Veli’ler bundan beri idi.

 

Nihayet mazlumların ihtiyacının bu yol-la teminini Kur’ani sünnetten misaller getirerek tashih ve hal çaresi arayan Veli’nin. “Hasen amel”den ziyade “salih amel”e ta-lip olduğu anlaşılıyordu.

Misyonunu ve ortamı iyi kullanan toprak çehreli, sırtı kuşaklı bu genç adam, Kur’an’ın tabiri ile “Evliva” idi. “İnanan erkekler ve kadınlar birbirlerinin velisidirler. İyiliği emir ederler, kötülükten men ederler, namazı kılar-lar, zekatı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte on-lara Allah rahmet edecektir. Allah daima üstündür, hikmet sa-hibidir.” ( 9/71)

Mazlum dilenciliğini unutmuş, hik-metli dostunun hikmetli sözleri karşısında başka bir aleme gitmişti adeta.

Çaylar ikilenmiş iken, mazlumun ilk karşılaş-tığı üçlü yaşlılar grubu da çay ocağına girmiş ve mazlumla genç adama, fizikmen alttan, ruhen çok yükseklerden bakarak arkadaşlarım bitişik masaya davet etti kısacık tıknaz olan yaş-lı.

Veli bu esnada Resulün (s.a.v.)’in dilencilikten pazar esna-fı yaptığı adamın olayım anlatıyordu.

İp ve balta ve esnaf olan dilenci” diye, sünnetteki esprinin inceliğini fısıldadı mazlumun kulağına.

Veli’nin bu söyledikleri mazlumu düşündürmeye başlamış, mazlum başı eğik bir şekilde dinliyordu söylenenle-ri.

O esnada kısa ve tıknaz olan yaşlı, yan masadan müdahale ederek. “Bırak oğlum bunlar nasihatten anlamazlar, alışmışlar bir kere, bu ne ip alır ne de balta bulsa bulsa hazır odun alır” dedi.

Veli üzülerek derin bir iç çekişiyle konuşmalarına mü-dahale eden yaşlı adama: “Amca bey bu gencinde bir gururu var, dilenmesi boşuna olmasa gerek. Zaman ve zeminin müstekbirleri, bizleri ve bu kardeşleri kendi Karuni iştahları için kullanır olmuşlar.

Kasas süresinde anlatılır bu durum!

Meselelere Kur’an’dan sapmanın, bizlere kazandırdığı ayrı ayrı kim-liklerden bakmadan genel Kur’an çerçevesinden bakmak la-zım kanaatimce. İşte o zaman müstekbir ve müstedafları daha iyi tanımlar ve infak olayını yani paylaşmayı daha derinden kavrarız.”

O esnada emekli memur amca: “Ne Karun’u, ne müstekbiri, ben anlamam öyle şeyleri evlat, benim anladığım dev-let, bunlara yardımcı oluyor ama bunlar kötü alışmışlar ve siz-de bunlara yardımcı oluyorsunuz. Olur mu a efendim,!..” diğerleri de emme basma tulumba gibi başlarını sallayarak teyit ettiler zihindaşlarını.

Artık söz mazlumun olsa gerekti.

Ve ayağa kalktı mazlum! Camiye girdiği andan bu ana kadar tüm olan bitenlerin bir değerlendirmesini yaparak, ama “isyan tonunu yansıtan sesi” ile, ben “ip” ve “balta” almayacağım.

Çünkü orman yok buralarda…

Ama Veli ağabeyin anlattığı ve beni şu anda aydınlattığı, “Kur’an- ı alacağım” alacağım ki, cami önlerindeki mazlumlara okuya-cağım.

Mazlumlar “Firavun”u, “Karun”u ve “Belam”ları tanıya-caklar…

Sizler ceviz oymalı mimlerlerinizi, avizelerinizi ya-pın, yaptırın bakalım, taşlara ve duvarlara yedirin paralarınızı ama insanları beni hor görün.

Duvarların ve taşların ahi çö-küşleridir.

Benim ahım şimdi ve de sizlere!..”

Mazlum bunları söylerken yumruklarının, kaşlarının ve çehresinin ve tüm bir bedeninin tir tir titrediğinin farkında değildi.

Ani bir çıkışla terk etti musallilerin uğradığı çay ocağını.

O günden sonra maz-lumu kimsecikler görmedi o civarlarda.

Şimdi ulu caminin önünde, namaz memurunun kıldırdığı namazlardan sonra “Ancak namaz kılanlar müstesna” ayetinin esprisindeki hey-beti ve celadeti yaşamak için, bir başına namaza duran ve elin-deki Kur’an’la insanlara dilinin döndüğünce Rabbi’nin emir-lerini, peygamberi bir düsturize içinde, apaçık, erkekçe ve mertçe (Bakara, 5/67) hatırlatan, küçük çekirdek tezgahı olan, bir satıcı gürdüyseniz: ve caminin dirar sıfatının tezahürünü taşıyan uysal cemaatinin de “sapık bu adam” dedikleri, o genç işte mazlumdur.

Dilencilikten infâka...

İnsanların susadığı ha-kikatleri, insanlara,  insanla,  insanda, insanca  ve  İslam’ca infak eden mazlum.

Mazlumun şahsında tüm yeryüzü mazlumları-na selam olsun…

yukselmertoglu@hotmail.com

https://www.facebook.com/yuksel.mert.9

https://twitter.com/yukselmertt

Etiketler : ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank