content

26 Haz

“Kağıt” Filmi İçin Yazdığım Bir Yazı

Emperlalizm, en temel tanımıyla, yayılmacı politika demektir.
İnsanın açgözlülüğünden ve egosundan beslenir.Emperyalizmi temsil eden güçler, başrolde sadece kendileri oynamak ve tüm dünyaya bunu seyrettirmek isterler. Para kendilerinin olsun, dünya kendilerinin olsun, evren kendilerinin olsun, hatta tanrı kendilerinin olsun.
Bunu gerçekleştirebilmek için kendileri dışındaki hiç bir şeyin EDİM'i olmasın isterler.
Kendileri üretsin
Kendileri sunsun
kendileri seyrettirsin
kendileri tükettirsin.
kendileri KONTROL etsin.
Bu kontrolü sağlamak için dünyanın dört bir yanında asker ve polisten oluşan TOTALİTER KARAKOLLAR kurarlar.
üzerinde hakim oldukları halkın Edim’lerini raptızapt altına almak için, karakolların totaliterliği yeterli olmaz, isyanlar çıkar. Ne yaparlar, demokrasi adı altında, yargı, yürütme, yasama vb. vb gibi çeşitli kurumlar icad ederler. Oysa bu kurumlar da emperyal patronların istekleri doğrultusunda çalışır.
Emperyalizm, her zaman bir koyup beş almak ister. Bu onun en büyük zevkidir. Bunun için, özgür yerli her tür girişim’e engel olmak gerekir. Ondan başka kimse oynayamamalıdır.
Hemen hemen tüm düzenlemeler bunun için yapılmıştır. Her tür yerli girişimi, zorlaştırmak hatta yok etmek için, yerli halka getirilen ağır vergi yüklerinin yanı sıra, ENGELLEYİCİ BÜROKRATİK TEFERRUAT en etkili yöntemdir.
Engelleyici bürokratik teferruat, sadece ekonomik üretimi engellemek için kullanılmaz. Aynı zamanda sosyal ve sanatsal faaliyetleri de engellemek için kullanılır.
Yetmez,
Eskilerin, yeni kuşaklara kültür birikimini aktarmasını engellemek için direkt olarak yasaklar bile getirirler.
Bir yandan da kültür emperyalizmiyle yeni doğanların beyinlerini ikerler.
Yani, böl - yönet taktiği sadece yatay değil, dikey de işler.
Şuraya bağlayacağım:
Bu ülkede, 70 li yıllarda 7. Sanatı tamamen zapt eden porno furyası, tesadüfi değildi. Bu ülkede, yerli bir girişimcinin, bir sanayi fabrikasını kurması ne kadar zorsa, bir sanatçının da kaliteli bir eseri üretilmesi o kadar zordur. Bu ülkede, on yıllardır halkla, emperlayizm arasında çok şiddetli bir savaş vardır. Bir tarafta emperyalizmin, orduları, polisleri, kurumları, kanunları, köpekleri, ajanları, paraları vb.. vb.. vardır.
Bir tarafta HALK….
Halkın canına tak ettiğinde ve büyük isyanlar çıktığında, sistem, halkı halk olmaktan çıkarıp, sürü haline dönüştürmenin yollarını arar.. böyle dönemlerde dernek kurmayı, sendika faaliyetlerini, parti kurmayı, hak aramayı vb..vb.. yasaklar ya da zorlaştırır. taa ki, halk halklıktan çıkıp sürüleşene kadar. kominist partisini kurmanın senelerce yasak olması tesadüfi değildi.. ne zaman halk sürüleşti, o zaman kurmak serbest oldu. Demek ki artık bir tehlike arzetmiyecekti. Durum vahim ve acıklı...
Neyse…
KAĞIT için kutluyorum seni Sinan Çetin.
M.Ş. 28.12.12

“Bu film, zavallı küçük bir memurla, zavallı bir yönetmenin arasında geçen bürokratik prosesin çatışmasından oluşan bir öykü değil. Yasaklar meselesi mikro planda ele alınıp makro bir söyleme gidiyor. Hayatımızın küçücük bir alanından, dünyanın en büyük meselesini yani devlet–birey çatışmasını ele almaya çalıştım. Zaten benim bütün filmlerimin derdi bireyin siyasal otorite karşısındaki yalnızlığıdır. Biz bu siyasal otoriteyi, ‘bizi koruyacaklar, kollayacaklar’ diye o kadar güçlendirmekle meşgulüz ki giderek kendi ellerimizle beslediğimiz büyük bir canavara dönüşüyor. Ancak son yıllarda dünya, ‘büyük birey–küçük devlet’ anlayışına kayıyor. Milletlerin mutlu olması için, devletlerin küçülmesi gereken bir süreci yaşıyoruz.” Sinan Çetin

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank