content 25 temmuz 1966 Manisa doğumluyum. Manisa Lisesi Edebiyat bölümü mezunuyum. Manisa da merkez de ikamet etmekteyim.
29 Kas

Helalleşmek

Bir sonbahar günü hastanenin beşinci katından etrafı seyrediyordu. Sararmış ağaç yapraklarını izliyor belki de kendi sararmış mazisini düşünüyordu. Sararmış albüm resimlerine bakıyor tek tek albüm sayfalarını hafızasında çeviriyordu sanki.  60 yaşındaydı ve geçmiş yaşamının 40 yılını yani askerlik çağından sonrasını sorguluyordu kafasında.Bir ay öncesine kadar aklının ucundan bile geçmezdi bu geçen 40 yılı sorgulamak. Ama akciğer kanseri teşhisiyle bir ay önce hastaneye yatınca ve 6 ay kadar ömrünün kaldığını doktorlardan duyunca girdi bu iç hesaplaşmaya.

Karısı yanında refakatcıydı. Askere gitmeden 1 yıl önce evlenmişlerdi. İnişli çıkışlı kavgalı dövüşlü bazende cilveleşmeli tepişmeli 41 yıl geçmişti. Çocukları büyütmüşler torunlara karışmışlardı. Fabrika bacası gibi sigara tüttürdüğü günleri hatırladı. Günde 3 paket içtiği sigaranın attığı son kazıktı bu akciğer kanseri. Gerçi o hastane de hiç sigara içmemiş kanserli hastalarla da tanışmıştı ama sigara büyük bir düşmandı. Onu çok iyi anladı acılara büründüğü gecelerde, kan tükürdüğü günlerde. Ciğerlerine küflü hançerler saplanıyordu sanki her öksürüşünde. Testereler biçiyordu içini. Doktorlar söylemişti aslında bu illetin çok acılı bir hastalık olduğunu ve uyuşturucularla acısının biraz hafifleyeceğini. Tedavi den dolayı saçları tutam tutam dökülmeye başlamıştı bile. Ağır acılı krizlere girdiği gecelerde, nefes alamadığı ve bir nefes için tüm varlığını verebileceği anlarda anlamıştı o bir nefesin kıymetini.Halbuki 60 yıl aldığı onca nefesin değerinin farkında bile değildi.

Nefes alamama krizine girip acıdan bayılacak halde mosmor morardığında o güne kadar peşinden koştuğu ne kadar dünyalık varsa hepsini bir nefese değişirdi. Halbuki eskiden üç kuruşluk dünya menfaati için kırk takla atardı. Yemek içmek ve zevkle çiftleşmek tek gayesiydi. YE KÜRKÜM YE hesabı kim kürklüyse onun dalkavukluğunu bedavaya yapar sonra o kürklüyü de başka bir daha kalın kürklü ensesi kalına pazarlardı. İYİ GÜN DOSTLUĞU yapmak onun zannında akıllılıktı uyanıklıktı. Bu zannı yüzünden dürüst yaşayan insanları ahmak veya salak olarak görürdü. Yerde bulduğu bir cüzdanı karakola teslim eden bir edepliyi onun yanında anlatsanız alaylı hakaretlerinden 5 dakika yanında oturamaz hale gelebilirdiniz.

Hastalığı ilerledikçe hayaller görmeye de başlamıştı. Tanıdığı tanımadığı kadınlar adamlar gece karşısını dikiliyorlar ve hiç konuşmadan bir müddet ona öyle bakıyorlar ve bir anda gözden kayboluyorlardı. Ecel terleri döknüş heyecandan aklı fikri çorba olmuş halde çığlık atarak uyanır yanında bekleyen karısını da korkuturdu. Kadın kocasının hayal gördüğünü söyler onu sakinleştirirdi. Adam bazı gelenleri tanıyordu hayalindeki. Ama bazılarını tanısa da karısına söyleyemiyordu. Onlardan biri de iş yeri arkadaşı olan Deniz hanımdı. Deniz hanımla uzun yıllar dost hayatı yaşamışlardı. Kadıncağızın emekli ikramiyesini ortak ticaret hikayesiyle yemiş bitirmişti. Hatta arabasını ve evini de sattırıp yemişti. Kadın sonunda bir huzur evi sakini olduğunda onu ne aramış ne de sormuştu. Deniz hanımın ardından kaç erkek arkadaşının karısını kızını ayartmış, kaç tanesinin yuvasına incir ağacı dikmişti.

Karısı da biliyordu kocasının bir çok boynuz taktırma vukuatını. Kocası dışarıda ne yaparsa yapsındı, kimi dolandırırsa dolandırsındı. O şehirde yaşıyor çevresiyle mutlu mutlucuk yaşıyordu. Yıllar önce çıktığı köyüne ve tütün tarlasına dönmesinde ne olursa olsundu. Kocasını aşkıyla evine bağlayamayan kadınların başvurduğu tek çareye o da baş vurmuştu. Bilmediği büyücü yoktu. Yaptırmadığı üfürük kalmamıştı. Kadının kocasına her yaptırdığı büyü kadına bir boynuz olarak geri dönüyordu ama kadın bunun farkında bile değildi. Yıllardır üfürükçülere verdiği para ile bir daire satın alabilirdi. Karı koca her ikisi de yıllarca birbirlerine ihanet ettiler, yalan söylediler, aşkı bilmeden her şeylerini dünya menfaatine sattılar ve en sonunda bu hastane odasına gelip durdular. Dille bile helalleşemiyorlardı. 41 yıl yapılan edilenler itiraf edilemiyordu. Değil ki diğer sıradakilere hangi itiraf edilebilir hangi tevbe samimiyete eriştirilebilirdi.. Aslında her ikiside münafıklık bataklığında debeleniyordu. Çevrelerine sanki 40 yıllık mutlu aşık pozları vere vere günleri haftaları geçirdi.

Hastane de 5 ay dolmuştu. Adam artık kel olmuş ve ağrıları dayanılmaz boyuta yükselmişti. Gece karşısına dikilenler daha bir kalabalık halde gelir gider olmuşlardı. Bazen gündüz bile gelen kadın adamlar oluyordu o hayallerde. Yaptığı her bir yanlışın alacaklısı karşısına dikiliyordu. Kirasını vermeden gece kaçtığı evlerin sahipleri, aylarca alış veriş yapıp ödemediği bakkallar, askerde çavuşken dövdüğü erler bile karşısına dikiliyordu. Bekaretini bozup hayatını mahvettiği genç kızlar kendilerini hatırlatırlardı her gece. Nasıl helalleşecekti onlarla. Yaşananlar nasıl telafi edilebilirdi bilmiyordu. Sağdan soldan duyduğu uyduruk söylentileri umut diye satıyordu kendine. Cenaze namazında imam soracak ve herkes hakkını helal etmeyecek miydi ? 7 gece mevlütünü okumayacak mıydı bir hoca parasını alıp ? Lokması helvası onu kurtarmayacak mıydı ? Canım hep kendisi suçlu değil di ya onlarda o kadar salak olmasaydılar.

Kadınlar o kadar çekici giyinmeseydiler. Acze düşenler o kadar salak olmasaydı da çalıp çırpıp muhtaç hale düşmeseydiler. Ama neden bu bahaneler adama huzur vermiyordu ? Gönlü neden dinlenmiyordu ? Yastık neden taş gibi batıyor uyutmuyordu ?

Artık kendinde değildi, saatleri sayılıydı sanki. Karısı endişeli, doktorlar sanki beklenen sonu bekler gibiydi. Hastane odası onların görmediği bir çok konukla doluydu. Doktorlar ve karısı aslında oda da kopan çığlıkları duymuyordu.

Zürafa gibi uzun boylu ayı gibi kapkara ve iri, kıpkırmızı kocaman ve haşin bakışlı on tane kadar tuhaf yaratık geldiler sırayla. Adamın korkudan attığı çığlıklar dışarıda bir duyulsa hastanenin camları bile dayanmaz kırılırdı. Tüm cihazlar adamın kalp ritimlerindeki abuklaşmayı gösterse de doktorlar oda da yaşananlardan habersizdi. O vahşi görünüşlü varlıklar adamı aralarına katıp götürdüler. Hastane odasında çığlıkların derin sessizliği vardı. Karı koca helalleşemeden adamın ölüsü morga kaldırılmıştı bile.

UĞUR ÖZALTIN

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank