content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

29 Eyl

Farkederek Yaşama Becerisi

8 Nisan 2007’de bir adam, Washington metro istasyonunda, kemanıyla 45 dakika boyunca altı adet Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip gider. Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kendisini fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.

Kemancı, ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. En uzun süre dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.

Kısaca aktarmaya çalıştığım bu hikaye aslında insan davranışlarını anlamak üzere yapılandırılmış deneysel bir çalışma. İnsan olarak yapımızdaki acelecilikten ve kendi içimize yoğunlaşarak yaşadığımızdan olsa gerek etrafımızda olup bitenleri fark edemeden öylesine yaşayıp gidiyoruz. Yanımızda, yanı başımızda bizim için çok şey ifade edecek birçok şeyi de görmeden, göremeden kaçırıyoruz.

Algılarımızı korkularımız, hayal kırıklıklarımız ve beklentilerimiz belirliyor çoğunlukla. Beklemediğimiz bir güzelliği de algılayamıyoruz durum böyle olunca. Hayattan aldığımız lezzet azalıyor. Algılarımız bizim tarafımızdan daraltıldıkça hayatımız da daralıyor. Ruhumuz sıkılmaya başlıyor. Etrafımızdaki her şey ve herkes sıradanlaşıyor. Elbette bu sıradanlaşma bizim gözümüzde gerçekleşiyor. Yoksa gerçek olan bu değil.

Hayat her daim dinamik ve bize yeni şeyler öğretmeye, yeni deneyimler yaşatmaya hazır. Biz istemediğimiz için fark edemiyoruz, fark edemedikçe de hayatı rutin ve can sıkıcı bir şey olarak algılamaya başlıyoruz. Yaşamdaki içe gömülmüşlüğümüzle, hastalıklara, özellikle de depresyona davetiye çıkarıyoruz.

Mesela, yeni bir dönem olması nedeniyle dernekler, belediyeler, gazeteler, dergiler yepyeni programları duyurma, haberdar etme çabasındalar. Aslında her insanın kendisini tanımak adına yapabileceği onlarca alternatif sunuluyor. Televizyon, iş, ev, uyku ve yemek yeme arasında sıkışmış insana nefes olsun diye… İlanlar, afişler, mesajlar, duyurular. Ama bütün bu çabaların sonucunda bir kongreye gitseniz veya bir belediyenin düzenlediği seminere katılsanız hatırı sayılır miktarda insanla karşılaşıyorsunuz. Alanında uzman birçok insan bazen ücret ödemeden, bazen cüzi ücretler ödeyerek yanı başımıza geliyor. Biz kendi üçgenlerimizde fark etmeden kaçırıp gidiyoruz.

Diğer taraftan kimseye güvenmeyen ve durmaksızın yapacak bir şey olmadığından şikayet eden onlarca insanla çalışıyorum. Başımızı kaldırıp baktığımızda göreceğimiz kadar çok seçeneğin olduğu zamanlarda yaşıyoruz. Farketmek için istemek, bakmak, görmek, durup düşünmek ve adım atmak gerekli. Durup şikayet etmek, her şeye küserek yaşamak değil.

Metrodakiler dünyanın en iyi müzisyeninin çaldığı en iyi besteleri bile dinlemeye üç dakika ayırmadılar. Ve o gün onlar için sadece metroya bindikleri, işe gidip geldikleri sıradan bir gün olmanın dışında bir anlam taşımıyordu.

Bizim hayatlarımız da farklı değil aslında, karşımıza çıkan beklenmedik seçenekler ve durumlar için ayıracak zamanımız yoksa, merak edebilme, hayret edebilme, anlama yeteneğimizi kaybetmişsek gerçekten yaşıyor ve yaşamdan lezzet alıyor sayılabilir miyiz?

Sonbahardayız, yaradılışın bütün güzelliklerini fark etme, üzerinde düşünme zamanı. Ekim ayı yıl boyu yapılacak pek çok çalışmanın, programın, kursun başladığı bir ay. Yazın rehavetinden kışın uyuşukluğuna düşmeden etrafınıza bakmanın alternatifleri görmenin ve değerlendirmenin zamanı. Bugüne kadar yapmayı isteyip ertelediklerinizin başlama zamanı gelmiş de geçiyor olabilir.

Güzel ve anlamlı olan her şey ille de çok paralar ödediğimizde ulaştıklarımız olmaz. Metroda dinlenmeyen, fark bile edilmeyen aynı müzisyenin konser biletlerinin bir kaç gece öncesinde yüz dolara satıldığını düşünürsek, farkında olmadan yaşamanın pahalıya patladığını da söyleyebiliriz.

Bu yazının içinizde bir muhasebe duygusu oluşturmasını ve hayatınızın bu noktasından geçerken yapmak istediklerinizi ve önceliklerinizi belirlemeye yardımcı olmasını temenni ederim...

Nazlı Özburun / Aile Terapisti
nazliozburun@gmail.com

Etiketler :

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank