content
23 Eyl

Fani Ölümsüzlük

Arzu ÜRÜN

Ya ŞAMDAN

Sinemada izlemiştim, geçen gece televizyonda da verdiler, bir kez de ekrandan izledim. "Truva" filminden bahsediyorum. Truva'dan ve Brad Pitt'ten tabi ki. Film heybetli, film görkemli, baş kahraman da bir o kadar belki daha fazla (daha karar veremedim) etkili ve vurucu idi. Film, güç ve iktidar uğruna yapılan hiçbir acımasızlığın bugün hortlamadığını, ezelinden beri böyle bir zaafın süregeldiğini gözler önüne seriyor. Korkutucu yüce kral, kudretli Agamemnon ve doğuştan savaşçı Akhilleus ile yapılan savaş olarak kazınır hafızalara. Yunanlıların taraflı bakışı, objektif olmayan tavrı sebebi ile filmin gerçekleri ne kadar yansıttığı tartışılır. Ben bunun üzerinde durmuyorum. Benim asıl ilgilendiğim, kendi halinde, özgürlüğü ve tutkuları ve tabi ki savaşçı ruhu ağır basan kahraman rolünün, abartıdan uzak, ihtişamlı sadeliğin muhteşem sahnelenişidir. Sanki hiç zorlanmıyor da, o kahramanın bedenine girmişçesine size de aynı inandırıcılıkla yansıtıyor olmasıdır. Bayıldım bir kez daha hayran oldum daha ne deyim ki.

Film bir çok açıdan bazı şeyleri tekrar tekrar düşündürüyor insana. Benim için unutulmaz sahnelerden biri; Akhilleus, savaşması için kendini ikna etmeye gelen askere neden savaşa gireyim ki bu benim savaşım değil der. Krallık tarafından görevlendirilen asker onun dostudur, ona kısa ve net ama aynı zamanda vurucu şu cümleyi söyler; Ölümsüzlük Akhilleus, ölümsüzlük senin yaşadığın şu hayatta istediğin ve önemsediğin tek tutku değil miydi? Truva savaşı ile ölümsüz olacaksın ve tarihte ismin senden asırlar sonra bile ezbere bilinecek.

Ölümsüzlük denince, yüreğime bir ağrı, tüm vücuduma tamiri mümkün olmayan, bitmez bir sızı saplanıyor. Bize bahşedilmiş bu hayatı, eşi benzeri olmayan nefesimizi nasıl ve nerede tüketiyoruz acaba? Neler yapıyor, hangi işlerle iştigal oluyoruz acaba? Yaşam bana göre bir kutsal nimet. Eğer ona ihanet edilirse, sevgili yada anne-baba gibi affetme özelliği ve her şeye katlanma duygusu yoktur. Kendine ihanet edeni, önce şöyle bir kuvvetlice silkeler, sonra da savuruverir en ücraya. Evet bizden büyüklerin söylediği "illa başını taşa mı vurman gerekiyor, anlatıyoruz işte niye dinlemiyorsun" dedikleri durum işte tam da bu bahsi geçen durumdur.

Doğru zamanda, doğru yerde, doğru insanlarla rastlaşmıyorsak eğer, millet olarak oldukça yüksek bölümümüz genelde tek bir iz bile bırakmadan gidiveriyoruz "fani dünyadan" öylece. Bu durumu ukalalık yapmadan nasıl izah edebilirim bilemiyorum. İsterseniz tarif-i suretten gidelim. Baskıcı yetiştirme tarzı, ataerkil sosyal öncelik, toplumun büyük çoğunluğunun kabulde bir zarar görmediği, tüm bunların oluşturduğu sanal bütünlük, birlik ve beraberlik dayanışma sahtelikleri sebeplerinin hepsi etkilidir efendim. Kızmayın canım efendim şöyle ki, kendi başına düşünmek ve kendi karar verme mekanizmasını devreye sokma yaşı neredeyse otuzlarda olunca insanın iz bırakacak kalıcı işler yapması da o derece zorlaşıyor. Geriye kalan süre içerisinde, sancılı akademik gayreti veya çekirdekten yetişme dediğimiz zanaatların tümü zaman aşımından dolayı sizi zaten çoktan terk etmiş oluyor.

Şimdi size sadece şunu önerebilirim. Benden geçti demeden, yaşınız kaç olursa olsun, işiniz ve konumunuz neye tekabül ederse etsin, medeni haliniz hangi hanede olursa olsun, size sizin için ricada bulunuyorum. Rica ederim üretin, kendi hayal dünyanızın eserlerini, eşsiz duygu yapıtlarınızı koyun ortaya. Hepimiz insanız, hangimizin egosunu gıdıklamaz ki, yıllar sonra bile adımızdan söz ettirmek. Adını "Fani ölümsüzlük" koyduğum bu duygu, insanlara savaşlar yaptırmış, canlarını mallarını mülklerini ve beşeri zevkleri hiçe saymalarına sebep olmuş, bunlar ölümsüzlük yanında solda sıfır kalmıştır.

Filmler, Tiyatro oyunları, Şarkılar ve Televizyon dahil oldukça zahmetli ve eziyetli birçok iş kalıcılık adına yapılmıyor mu? Beğenilmek, akılda kalmak, uzun seneler sonra bile isminizden bahsedileceğini düşünmek bütün eziyetleri yok ediyor olsa gerek. Yoksa düşünsenize, doğduk büyüdük yaşadık ve öldük. Topu topu olan biten bu işte. Memleketim insanı yaş kemale erince, aile kurmayı gelenek kabul ettiğinden, bu işler benim harcım değil kim yapıyorsa o yapsın diyor maalesef. Ben de böyle gitmez, bu gidişi değiştirmemiz gerek diyorum maalesef!...

Etiketler : , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank