content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

02 Eki

Dinin Dili

Türkiye son kırk yıldır yoğun bir din ve dinci baskısı altında. Bir yanda insanlar, kendilerine Müslüman diyen ve kendilerinden biraz fazla birşey bildiğine inandıkları birinin ( birilerinin) şiddetli eleştirisi ve yönlendirmesi altında iken, diğer yanda kendini Yaratan'ın yerine koyacak, kendi alemmini, kainatını yaratmışcasına alçakgönüllü! ortalarda gezen, Yaratan'ın kelamını sanki kelamıymış gibi zikreden veya kendi kelamını sanki Yaratan kelamıymış gibi çevresindekilere anlatan, adı "hoca" ya da "şeyh, şıh" olan, garip, ucube tipler şahsi çıkarları uğruna, kendi yakın çevrelerini şiddetli bir etki, baskı ve korku altına alıp, insanları yönetip, yönlendiriyorlar.

Bu korku bu kişilerden kaynaklanmıyor, yani diğer insanlar bu insanlardan korkmuyorlar, tam aksine onları seviyor ve onlara saygı gösteriyorlar ama korku Yaratan'dan, cehennemden yana çünkü bu tipler; son kırk yıldır körcahilleştirilmiş olan bu insanları; işlerine gelmeyen ne yaparalarsa Yaratan gazabı ve cehennem ateşi ile korkutuyorlar. Ama bu yaklaşımın bir diğer ve çok daha zararlı yönü ise, insan yaratılışını kökten etkileyecek (etkileyen), değiştirebilecek ( değiştiren) bir davranış ve yaşam tavrı, tarzı; yani TEK BAKIŞ AÇISI ve aklınıza gelebilecek her türlü bilgi, olgu, olay, somut, suyot, insan ilşkileri, para yani ne varsa tek bir filtreden geçirmek, o filtrenin EVRENSEL olduğunu düşünmek, başka düşüncelerin varlığını kabul etmek ama asla onları onaylamamak, kabul etmemek ve hemen kendi inanç ve düşüncesini kıyas yöntemi ile üstün kılmaya çalışmak -savunmak, herhangi bir eleştiriryi veya kendi düşüncesi dışındaki herhangi bir yorumu asla kabul etmemek, reddetmek, karşısındakinin zayıf noktalarını bulup karşı düşünce üreterek onun yanıldığını ispatlamaya çalışmak ve aslında hepsinin toplamında KENDİNDEN OLMAYAN KİMSEYİ DİNLEMEMEK, KENDİ BİLDİĞİNİ TEK VE MUTLAK KABUL ETMEK !İşte gerek akr elinde siyasallaşarak sefil olmuş, gerekse bu tür tiplerin egoları ve körcahillikleri ile kararmış, solmuş, adeta ortaçağ engizisyonuna dönmüş 2010 Türkiye İslam'ının hali bu!

İşin çok garip tarafı şu ki İslamiyet'in ana ve tek kaynağı Kur-an; ve tüm bu oluşum Kur-an kökenli.

Peki ama ortada tek bir kitap ve O'nun doğruluğuna inana yaklaşık iki milyar insan varken nasıl oluyor da yüzlerce (belki binlerce) tarikat oluyor? Bu son derece basit, cevapları belli sorunların ışığında düşünmeye şöyle devam edebiliriz: Aslında ortada tek bir sorun var ve bu DİN (yani İslam) DEĞİL!

DİL !

Yani lisan.

Yani bunun ne İslamyet, ne inanç, ne Peygamber, ne Yaratan ile hiçbir ilgisi yok. Sorun Kur-an'ın içinde ne yazdığının tam olarak bilinmeyişinden kaynaklanıyor. Sakın yanlış anlaşılmasın, İslam veya Kur-an ile ilgili değil hakkında konuştuğumuz, bu tür ucube tiplerin, dilinde, davranışlarında aldığı şekil . . .

Her dilin oluşumunun ve zaman içinde kıvrılarak, dönerek,değişerek, bazen dönüşerek bugüne gelişinin bir hikayesi var.Bu hikaye her dil için mutlaktır. Yani her dil mutlaka değişir ve dönüşür. İngilizce'nin Viktorya-Şekspir, Türkçe'nin Ortaasya, selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri ve bu dönemlerdeki değişiklikler somut örnekler içinde sayılabilir. Ve tabiki teknoloji değiştikçe, herşey olduğu gibi dil de değişir, değişmiştir, değişmektedir ve değişecektir.

Dil, yaşayan, nefes alan bir olgu olduğu için bu değişim kaçınılmazdır.

Bu bilgiler ışığında Kur-an ve O'nun Arapça'sına baktığımızda işler biraz garipleşiyor.

Kur-an'ın içindeki dil günümüz insanı tarafından anlaşılamadığı için tefsir edilmek yani o günün diline yorumlanarak çevrilmek zorunda, işte bu çeviri/yorum - her çeviri/yorumda olduğu gibi- dönemin tüm anlayışlarını anlamlarında taşıyan sözcükler ve dil özellikleri kullanılarak yapılır. Dolayısı ile dönemsel olarak bakıldığında değişimin etkilerini her yüz yılda bir kendini keskin bir biçimde gösterdiğini varsayarsak, Kur-an dilinin yaklaşık onbeş farklı dil dönemi etkisi altında çevrilip yorumlandığını varsayabiliriz.

Peki:

1) Her dönemsel çeviri/yorum Kur-an'ın içindeki bilgiyi aslına uygun olarak mı aktarır?

2)Çeviren/yorumlayan kişiler, çeviri/yorum yaparken, kendi (şahsi) yorumlarını da katarlar mı?

3) Çevriren/yorumlyan kişi,  dönemin herhangi bir özelliğinden etkilenir mi?

4) Kur-an'ı çevirebilmek için dünya dil ideolojilerini bilmeye gerek yok mu? Sadece İslam bilgini olmak yeterli mi?

5) Her tefsir aynı üst ve alt anlamları taşır mı? Taşır ise neden kişiler okudukalrını ilk okuduklarında anlamazlar da "bir bilen" e sorma gereksinimi duyarlar?

6) Kur-an'ın sadece sözcüklerden değil, Yaratan'ın Müslüman'lar ile ilgili tüm söylemlerinden oluştuğunu bildiğimiz içn, O'nu anlama yolunda diğer pozitif bilimlere gereksinim duymazmıyız?

7) Bu gereksinim aynı zamanda tefsiri yapan kişi için de son derece gerekli değil mi?

Yinelemekte fayda var, derdim İslamiyet'in kendi, Kur-an gerçeği değil. Derdim, günümüz Türkiye'sinde İslam'ın hak etmediğine inandığım ellerde ve dillerde oluşu.

Herhangi bir kitabı çevirebilmek için, içindeki anlatım, düşünce zincirini nasıl bilmek gerekiyorsa, inancımca, Kur-an tefsiri yaparken de aynı gereksinim söz konusu.

Bu noktada şunu da irdelemenin yararı var:

Kur-an Arapça. Ama bu Arapça yaklaşık 1500 yıl öncesine ait. 1500 yıl öncesine gitmeniz de bu işi çözmüyor çünkü o dönemin dil yayılımı dar, birbirinden kopuk aksanlar üstüne kurulu. Yani birçok insan gurubu aynı dili konuşuyor ama farklı aksanlarla. Bu farklılık ise birbirlerini anlamalarını ya engelliyor ya zorlaştırıyor. Tıpkı günümüz Kürtçe'si gibi. Üç farklı ana aksan var, üçü de Kürtçe ama birbirlerini ya zor anlıyorlar ya anlamıyorlar. Kısaca o döneminArapça'sının Kureyş kabile aksanına ulaşmanız gerekiyor. Ve ancak o zaman, zamanın dil özelliklerini çözerek Kur-an'ın ne demek istediğini tam olarak anlayabiliriz.

Bir başka karmaşa Arapça'nın farklı yazılması ile ilgili. Latin harfleri kullanılmıyor. Birçok işaret kullanılıyor ve bildiğim kadarıyla bu işaretlerin sabitliği söz konusu değil. Yani nasıl değişip, dönüştüğünü de bilmiyoruz. Günümüz Arapça'sını öğrenmek ayrı, Kur-an Arapça'sını öğrenmek ayrı. Bunun için ayrı bir eğitim gerekiyor ve bu eğitimin verilip verilmediğini, dönemsel etkileşimlerin örneklenerek açılanıp açılanmadığını bilmiyorum. Çünkü kendi araştırmalarımdan bildiğim kadarıyla tek bir sözcük dahi sizi haftalar hatta aylarca uğraştırabiliyor. Türkiye'de İslam'ı temsil edenlerin bunu bildiğini ise hiç sanmıyorum.

Kısaca ben kitabımı okumak ve anlamak istiyorum. Kitabımı. Yani açıklamalarını, veya gereksiz anlamsal çevirilerini değil çünkü baştan beri anlattıklarımda da anlayacağınız üzre rahatsız ve huzursuzum.

Yaratan'a ulaşmak için gözümü kapatıp kendimi dinlememin yeterli olduğunu biliyorum, aldığım her nefeste, attığım adımda biliyorum ama Kur-an'ın üstündeki o kirli ellerin artık çekilmesini, yolumun kitabgerçek bilgisinden çıkan ışıkla aydınlanmasını istiyorum.

Çok mu şey istiyorum?

Mavi günler

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

7 Kere Cevaplanmış to “Dinin Dili”

  1. 1
    İbrahimî Feyzullah YALÇIN Says:

    Yanlış yapılıyorsa bile "Kur-an’ın üstündeki o kirli ellerin artık çekilmesini" gibi bir ifade ağır kaçmış. sadece bu değil, Ağır yerler çoktur. Ehl-i târik biri değilim, ama mesela Ğavs-ı Âzam'a çok derin saygım vardır. Ama siz, tarikatleri de cerh etme yoluna girmişsiniz. Ayrıca ana kaynak Kur'an demişsiniz, bu doğru ama eksiktir. Çünki Efendimiz "Veda Hutbesi"nde bize iki şey bırakmıştır :Kur'an ve sünnet. bir de son 40 yıl demenizin kerameti nedir? neden 1970'ten sonrası? dillerin kelime derinlikleri pekâla zamanla değişir ama, öz yerindedir. Yani Kur'an'ın anlatmak istediği hükümler apaçıktır. Kur'an zaten Filoloji,edebiyat değil, Hayat ve hikmet kitabıdır. Kur'an'ın tamamını kavrayamayacağımıza göre, islamın ruhuna aykırı olmamak şartıyla yorumlar her çağda değişsin, ne güzel! "Allah, müslümanları kardeş kılmıştır, size göre hatalarından dolayı, üvey kardeş muamelesi yapmayın! Bazı_an sıkıntıların çözümü çok yazmak, çok okumak, çok söylemek, patlayıp çatlamak değil, dua etmek, hayırlısını dilemektir,
    es'selâm!

  2. 2
    kemal koçak Says:

    '' Latin harfleri kullanılmıyor. Birçok işaret kullanılıyor ve bildiğim kadarıyla bu işaretlerin sabitliği söz konusu değil. Yani nasıl değişip, dönüştüğünü de bilmiyoruz''

    Siz benim kadarda Kuran-ı kerimi okumayı bilmiyorsunuz ki ben bahse konu cahiller zümresindeyim .. Uzmanlığınız nedir ne değildir yorum yapmayacağım ama Kaleme aldığınız konuda sizinde yukarıda itiraf ettiğiniz gibi uzman olmadığınızı anladım bu konuda yorum yapabilirim rahatlıkla …
    Ne gariptir değil mi memleketimiz de herkes bilmediği konularda ahkam keserde bildiği konularda kalem oynatmaz yada ter akıtmaz ...Ve sonra Amacı toplumu bilmedikleri konularda uyarmak yada bilgilendirmek olan tarikatlara cemaatlere yada benzeş örgütlenmelere yükler suçu ne hikmetse…
    Ve son 40 yıla taktım… Allah aşkına madem kalemi aldınız elinize bir şeyler karalayarak kendinizi yani ne bilip bilmediğiniz deneyeceksiniz …El insaf diğer elinizi de vijdanınız da tutun hiç yoktan son noktayı koyuncaya kadar…O da olmadı bir bilene okutun keleme aldıklarınızı ki bu kadar tezat ve yalan yanlış bilgi aktarımının altında imzanız olduğu için bir gün gelip de hicap duymayasınız. Belki amacımı aştım yada belki sizi kırdım ben bu durumda üzerime düşeni yapar özür dilerim sizden
    Fakat sizin gibi tek derdim canım ülkemde isterim ki eli kalem tutan kişiler bilgi dağarcıklarını son 40 yılın tozundan toprağından kurtararak biraz gerilere gitsinler ne bilip bilmediklerini tartıp, ufuklarını bildikleri ile çerçevelesinler . Daha da açıkçası bildikleri ile bilmediklerini tartarken terazinin topuzu kendi kalemleri yada kalemdaşları zannetmesinler istiyorum…
    Sn. Mehmet Serdar VURAL yazınızı detaylandırmadan genel olarak baktığım da siz de bende aynı şeyi istiyoruz. Ve size katılıyorum istiyorum ki herkes uzman olduğu konularda kalem oynatsın Sizce ben çok şey mi istiyorum
    Kederli KUL
    Kederlikul1@hotmail.com

  3. 3
    ibrahimî Feyzullah Says:

    Kemal Ağabey, Ben sayın yazarı çok sert bir üslup kullandığı için eleştirdim. Ama sizin için de bu hüküm geçerli. Siz de çok sert bir yazı yazmışsınız. Ben Sayın yazarı ve sizi kesinlikle kötü niyetli görmüyorum. Ayrıca yazarı kırdığınız için de özür diliyorsunuz. Eğer kırıcı bir üslup ve ifade varsa yazıdan silebilirdiniz. Yani yorumu göndermeden o kısmı ekarte edebilirdiniz.
    Lütfen biraz daha dikkatli ve rikkatli bir dil ve üslup kullanalım..

  4. 4
    Gürbüz Says:

    aslında herşeyi çok açık bir kalemle dile getiren sayın hocam, akl-ı selim olan insanlara hitap etmek istemiş, fakat nedense başarılı olamamış, burada eleştriyi yaparken, neyi eleştireceğini bilememek insanların ne kadar basiretsiz olduğunu da bir bakıma kanıtladı. Bre Hey DÜRZÜLER!!!!
    hiç demeyeceğim sözüm meclisten dışarı diye, ve devam edeceğim sözlerime...sizler bir yazıyı okurken eleştirmek üzere mi okursunuz, yoksa fikir edinmek üzerine mi okursunuz!?
    Diyelim ki, size göre makalede yazılanlar yanlış, peki hiç düşündünüz mü bir insan nasıl olur da bu kadar sert yazabilir, hiç düşündünüz mü sizler bu ülkede üniversitede sözüm ona özgürlük kisvesi altında üniversitedeki bayan sayısının belki yüzde beşi bile olmayan bir insan topluluğu hakkında bu kadar güruh çıkartan millet, siz hiç düşündünüz mü tek din İSLAM dediğimiz dinin neden mezheplere ayrıldığını, siz hiç düşündünüz mü aslında papa'nın papa olabilmesi için müslüman olması gerektiğini ( vatikan'da papa'ya ait mescid bulunmaktadır), siz hiç düşündünüz mü zorunlu dini eğitimin aslında cehaletle anne baba tarafından verildiğini...sanırım artık saymaya gerek yok, bu kadar rezaletler varken dinle ilgili, ben ne özür dilerim, ne de edepli olurum...
    edepli olup din yavşaklığı yapmaktansa, edepsizliğimle Allah'a daha yakın olmayı yeğlerim.
    Ez-cümle: Eleştirmek için, okumayı bileceksiniz, yazıdan alıntı yapmayı değil...

  5. 5
    kemal koçak Says:

    Tekraren Sn. Mehmet Serdar VURAL ve şahsınızdan özür dilerim ...Amacım kimseii kırmak ve incitmek değildi.. Fakat yazıı okuunca o anlık hislerim dökülü verdi kalemden elbetet hislerime bir takım eklemeler de yaptımm.. Ama amacım bahse konu yazıyı kaleme alan Sn. Mehmet Serdar VURAL amacı ile aynı.. Yanii herkes bildiği işi yapsın..Heleki konu din olunca biraz daha hassasiyet gerekiyor diye düşünüyorum ...İnanıyorum ki Mehmet beyde bu açıdan çok şey istemiyo ve bende çok şey istemiyom..
    Saygılarımla...

  6. 6
    İbrahimî Feyzullah YALÇIN Says:

    Gürbüzcüğüm, eğer sen bir müslümansan, Her halukarda edebli olmak zorundasın... Bu Allah'ın emridir, Allah için gerçek din için edebsizlik de ederim anlayışı pek edebli değil!

  7. 7
    Gürbüz Says:

    benim ne demek istediğim aşikardır...bazen anlatılmak isteneni vurgulamak için bunlar gereklidir...
    gözüne perde inmiş insanların açı değerlerini en azından 180 dereceye çıkartmak için gayet iyidir...
    bunu yaparken edepli olmayı çok kere denedim ki insanlar edepten anlamadıkları için, adab-ı muaşeret nedir insanlar bilmediği için ben de insanların anlayacağı at gözlüğüyle yorumladım...

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank