content
30 Kas

Dilim, Türkçem (I)

Yıllardır ders kitaplarında da gördüğümüz zamir, sıfat, adıl… vs. nin dışında dilimizin gerçek oluşumuyla ilgili derinden derine çalışmalar yapıyoruz. Elde edilen her bilginin ardında bir de geçmişin izleri, bize kültürümüz açısından ışık tutmaya son hızla devam ediyor ne güzel… Farklı farklı bir sürü terim, kiminin ne anlama geldiği ilk anda anlaşılır gibi değil, fakat özümüz bunlar zaten, aslımız, dilimiz…

İlk planda karşımıza, dil ölçülerimize dair tabi, XII. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut’un bize dil konusunda önderlik eden eseri, Divan-ı Lügatit’Türk çıkmakta.

Eski çağlarda yazının kullanımı zaten kısıtlı idi, üstelik göçler, kız alıp vermeler, kültürlerin        iç içe olması dillerde bazı değişikliklere ve birleşmelere neden olmuştur. Nihayetinde Farsça ve Arapça kelimelerin çoğunluğu da görülmekte. Cumhuriyet dönemi araştırmalarının sonuçlarında da gördük Türkçeye özgü terimlerin nasıl günümüze kadar kendini, tam olmasa da büyük çoğunlukta koruyabildiğini. Ziya Gökalp’inBu milletin özü Türkçedir” sözü araştırmaların derinliğini ve dilimize olan bağlılığını bize bu dönemde de kanıtlamakta. Üzerinde durulan önemli bir konu ise asıl dil yapımızın Azeri diliyle eşit olduğu kanısıdır. “Azeri Oğuzcası” bunun göstergelerinden yalnız birisidir Türkçeye dair. Orta Asya’da kurulan hakimiyetle birlikte dilimizde de değişiklikler ya da olgunlaşmalar görüldü. Öncelikle kelime yapısında birtakım değişimler ön plana çıktı, sonrasında da farklı dillerle birlikte dil kaynaşması meydana gelmiştir.

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı başlı başına değişimin zayıf noktası gibidir aslında. Sözlü kültür ortamı ve göçebe yaşam tarzı dolayısıyla farklı kültürlerin etkileşimi söz konusudur bu dönemde. Bu dönemin etkili olan unsuru geçim ve savaşlardı, bu yüzden de dilin gelişimi veya öğrenim yoktu. Genel kültür unsurları edebiyat bilimi açısından farklı özellikler ve adlarla isimlendirilmiştir: Koşuk, sav, sagu, destan, sığır şöleni, yuğ, şam, şaman, kam, baksı… vs. Bunlar sözlü kültür etrafında, günümüze ulaşan terimlerdir. Bu dönemden geriye aktarılma bilgiler yani doğruluğu pek de bilinmeyen bazı bilgiler süregelmiştir. Daha çok destan özelliği arasında günümüze ulaşan bu bilgilerin kaynağı yoktur. O günün şartlarına uygun bir eserden de açıkça söz edilemez. Edebiyat ve tarih kitaplarında da özetlendiği üzere, genel bir bakış açısı olan bu dönemin sanat açısından da kalıcı eserleri olmamıştır, çünkü göçebe yaşam tarzından dolayı, bu dönemde yaşayan insanlar taşıyabilecekleri şekilde malzeme yapımında bulunmuşlardır.

Genç Yazardan Sevgi ve Saygılarla…

Etiketler : , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

33 Kere Cevaplanmış to “Dilim, Türkçem (I)”

  1. 1
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    Her nedense bu kız alıp vermeler diğer dillerin araplar üzerinde etkisini sağlayamamış! Türkçe dilinin en esti metinleri gök türkler döneminde orhun yazıtları yani MS:800 tam olarak 1210 yıl önce yazılmıştır. Daha önceleri Türkçe dilinin bağımsız şuanki gibi bir dil olduğu kanaatini taşımıyorum. Zira "Hun" devleti dahil İslam öncesi diğer Türk devletleri()nin Türkçe konuşmalarından öte bir çin oymağı olma ihtimali vardır. İslam'da sonra Arap, Fars, Kürt halklarıyla birleşen bu Çin göçebe halkı diline yeni kelimeler katarak bu osmanlı devrindeki Türkçeyi oluşturdu. Cumhuriyet devrinden sonra rütüşler ve batı keliemelrin eklenmesiyle yapı itibarıyla araplardan biraz koptu. Ama esas itibarıyla emperyal ülkeler diğer diller üzerinde güçleri var iken; Osmanlının dil yapısı diğer halklara yansıyamamış. Bunun nedeni Türkçenin kendine ait çok az kelime hazinesi olduğundan kaynaklanıyor. Saygılarımla...

  2. 2
    Hacer ATEŞ Says:

    :)) Sayın Özalp yazılarınız biraz sitem eder gibi ama anlatmak istediğim; yabancı kökenli sözcüklerin,dillerin, asli dilimizi yavaşlatıp körükleştirme korkusuydu. Hazinemiz gerçek anlamda daralıyor aslında yabancılaşmayla gerçekleşiyor bu. Ziya Gökalp'i bu yüzden karşınıza örnek diye sundum.

  3. 3
    İbrahimi Feyzullah Says:

    1. Arı dil diye bir şey yoktur!
    2. Günümüzün en zengin ve kapsamlı dili olarak sunulan İngilizce'nin orjinal İngilizce kelime sayısı oldukça düşüktür. İlginçtir, bugün kelime sayısı milyonla ifade edilen İngilizce'nin temeline indiğinizde elinizde, hepi topu 5000 kelime kalıyor. İngilizce kelimelerin %30 civarı Fransızca'dan gelmedir. Ve Fransızca'dan daha çok Latince kelimeler girmiştir İngilizce'ye. Ki Latince'nin temeline indiğimizde Grekçe(Yunanca) vardır.
    İngilizler, her dilden kelime alıp bünyesinde onu İngilizce kelime yapmakla övünürler, haklıdırlar.

    Şunu izah etmeliyiz:
    Bazı diller "İmparatorluk Dilleri"dir. Dünya'da 3 tane İmparatorluk Dili mevcuttur;
    1. Arapça
    2. İngilizce
    3. Osmanlıca

    Bu dillerden İngilizce ve Osmanlıca'yı kelime alış biçimini az çok biliyoruz.
    Peki Arapça?
    Arapça da kelimeler almıştır. Ama hem Arapça'nın kendi has bir kelimesini değiştirerek ve dönüştürerek çok farklı ve yeni anlamlar üretebilen canlı yapısı, hem yapısal olarak zengin oluşu(devenin 30'dan fazla ismi olduğu söylenir mesela)hem de başka dillerden alınan kelimeler, Arapça dil zevkine ve yapısına uyarlanarak yapıldığı için sanki hiçbir dilden kelime almıyor gibi gelir.

    örnek verelim:
    Türkçedeki Kırmızı, Arapça'ya "kırmızun" diye girmiştir. Alay, ardıç, burgu, bezelye, bulgur, çavdar, polat, davul, kestane, onbaşı, midye, ortanca
    gibi kelimeler, az çok değişerek Arapça'ya Türkçe'den geçmiştir.

    Peki bu kelime almak bir sorun mu?
    kesinlikle hayır!
    yaptığınız yemeğe bir bakın; yağı bir yerdendir, salçası bir yerden.. bakliyatı bir yerdendir, unu bir yerden... Bu dil alımları güzeldir.

    Hele imparatorluklar kurmuş olan halkların diğer dillerden kelimeler alması kaçınılmazdır. Önemli olanmsidir. Ve yine önemli olan kelime alan dilin, bazı durumlarda o aldığı kelimeyi kendi his ve düşünce dünyasının rengine boyayabilmesidir.

    Mesela Osmanlılar "köşe" kelimesini Farslardan almışlar ama onu ikmal edip "köşe" yapmışlardır. yine Farslarda "menara"yı almış, "minâre" yapmışlardır.

    Ayrıca Türk bilimadamlarının Arapça'ya kadr-u kıymetli keliemler kazandırdığı da bilinen bir gerçektir. Mesela "Analyse"yi İbn-i Sina "tahlil" diye çevirmiştir. Hilâl ve ahmer kelimeleri Arabî'dir ama terkip yani oluşturma Osmanlılar tarafından yapılmıştır. Yine Tayyare Osmanlılardanaraplara geçmiş bir kelimedir; "uç"mak fiiline uydurma bir ak getirmeyi yeğledik uçak dedik.

    Ayrıca M. Sâlih arkadaş ta benim gibi Kürt ve o da herhalde evinde Kürtçe konuşuyor. O, Kürtçe bir yazı yazsın, ben onun kullandığı kelimelerin &80'inden fazlasının Arabî, Fârısî,Türkî olduğunu kelime kelime ona yazayım. Bu durum Kürtçe'yi daraltır da basit bir dil mi yapar? Tabii ki hayır!

    Ve salih arkadaşım, senin şiir antolojin bile bir kaç yıl önce Sevgili Selim Temo tarafından yayımlanmışken;
    başka dilleri istiskal etme hakkını nereden buluyorsun?
    Başka dillere laf yetiştirmek yerine, kendi diline yoğunlaş, kendi dilinin çıtasını yükselt...

  4. 4
    İbrahimi Feyzullah Says:

    Oradaki Fârısî "köşe" dediğimiz, orjinal Farısî'de "gûşe"dir...

  5. 5
    Hacer ATEŞ Says:

    Sevgili Feyzullah'a düşüncelerinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. Açıklamanız çok hoş. Gerçeklerin ardından yansıtılmış bir gerçek daha. Dilimizi de kültürümüzü de her daim korumamız içindir bunca çabamız.

  6. 6
    admin Says:

    Evet, İbrahimi Feyzullah güzel bir açılım yapmış. Dikkate değer.

  7. 7
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    Hevalé Feyzullah;

    Ez beré xwe demé tû zimané Tirkî, xurtî diké netevî. Belé xîmé zimané Tirkî tune. Peyvén Tirkî tev ji Erebî, Farisî, Kurdî û yé vek wé tén. Tû ji xwe bawerbî û van gotiné xweda rast bî were emé zimana hemî dene ber hev; wé were kifş Kurdî dinav zimanan da zimane ke netev, peyvén wé xweza û dewlemende.

    Not: Sana Kürtçe yazdığım cevap içerisinde ki diğer dillerin sızma kelimelerini bul ve eğer cevaptan itiraz ettiklerin varsa cevabını beklerim.

    Saygılarımla...

  8. 8
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    "Kırmızı" Türkçe bir kelimedir. Ararplar bu8 kelimeyi kulanıyor olabilirler; ancak, araplar kırmızıya "ehmer" de diyorlar. Türkler; "minare, köşe kelimelerini Farslardan, kalem, kitap, defter, taraf, akıl vb, yüzlerce kelimeyi araplardan almışlar ancak fark avardır. Türkçe de kalem diyoruz sadece kalem. Kalem yerine kulanacak başka bir kelime yoktur. Veya alınan diller gibi. Biz Kürtçe'de akıl diyoruz ancak Kürtçede kullanırken birde "hiş" diyoruz. Yani Kürtçe, Arapça veya bağımsız diller başka dillerden etkilenirken mutlaka doğal kullandıkları kelimelerde vardır. Kürtçe Farsçadan etkilenmeiş sadece bazı keliemelr almıştır ancak Farsça Kürtçeden acaip etkilenmiştir. Çünkü Irkların evrimine baktığımızda diller buradan yani Mezopotamyadan Hindistana ve batıya doğru gitmişler. Arapça; Aramiceden Aramilerde Mezopotamyadan gitmişler. T
    rkçe yana diğer adıyla Osmanlıca Orta Asya'dan gelmiştir. O yüzden buraara gelince Çinli olan bu kafile arapça öğrenmişler, savaşçı ve fetihçi oldukları için gittikleri heryerden birşeyler almışlar ve ortaya bu günkü haliyle Türkçe çıkmış. Ben şahsen dilleri eleştirmiyorum sadece onun evrimini ve gerçeğini anlatıyorum.

    Türkçe ismi bile orjinal değil. İslam peygamberi Hz. Muhammed Çin ile savaş halinde olan Türklerin Müslümanlarla savaşabileceğini düşünmüş ve onlarla savaşmadıkla onlar İslama girmez (Buhari) diyerek onlara bu kavmin "Terk" edebileceğini söylemiş. Ve araplar bu halka sürekli araplardan sırt döndikleri için araplar "Terk" demiştir. Zaten Türkler kendilerine Gök Türk (eğer bu devletin ismi buysa tabi çünkü böyle olmadığını savunanlar var) dönemine kadar Türk dememişler. Hatta Osmanlı döneminde bile daha çok Osmanlı ismi meşhurdu. Ne zamanki Hitler, Musoloni vb. tezlerle ırklar teorisi 18-19-20 yüzyıllarda revaç buldu Anadoluda da bundan etkilenip kendilerine artık bağımsız dil icat etme duygusu gelişti.

    Saygılarımla...

  9. 9
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    "Kırmızı" Türkçe bir kelimedir. Ararplar bu kelimeyi kulanıyor olabilirler; ancak, araplar kırmızıya "ehmer" de diyorlar. Türkler; "minare, köşe kelimelerini Farslardan; kalem, kitap, defter, taraf, akıl vb, yüzlerce kelimeyi araplardan almışlar ancak fark avardır. Türkçe de kalem diyoruz sadece kalem. Kalem yerine kulanacak başka bir kelime yoktur. Veya alınan diller gibi. Biz Kürtçe'de akıl diyoruz ancak Kürtçede kullanırken birde "hiş" diyoruz. Yani Kürtçe, Arapça veya bağımsız diller başka dillerden etkilenirken mutlaka doğal kullandıkları kelimelerde vardır. Kürtçe Farsçadan etkilenmeiş sadece bazı keliemelr almıştır ancak Farsça Kürtçeden acaip etkilenmiştir. Çünkü Irkların evrimine baktığımızda diller buradan yani Mezopotamyadan Hindistana ve batıya doğru gitmişler. Arapça; Aramiceden Aramilerde Mezopotamyadan gitmişler. T
    rkçe yana diğer adıyla Osmanlıca Orta Asya'dan gelmiştir. O yüzden buraara gelince Çinli olan bu kafile arapça öğrenmişler, savaşçı ve fetihçi oldukları için gittikleri heryerden birşeyler almışlar ve ortaya bu günkü haliyle Türkçe çıkmış. Ben şahsen dilleri eleştirmiyorum sadece onun evrimini ve gerçeğini anlatıyorum.

    Türkçe ismi bile orjinal değil. İslam peygamberi Hz. Muhammed Çin ile savaş halinde olan Türklerin Müslümanlarla savaşabileceğini düşünmüş ve onlarla savaşmadıkla onlar İslama girmez (Buhari) diyerek onlara bu kavmin "Terk" edebileceğini söylemiş. Ve araplar bu halka sürekli araplardan sırt döndikleri için araplar "Terk" demiştir. Zaten Türkler kendilerine Gök Türk (eğer bu devletin ismi buysa tabi çünkü böyle olmadığını savunanlar var) dönemine kadar Türk dememişler. Hatta Osmanlı döneminde bile daha çok Osmanlı ismi meşhurdu. Ne zamanki Hitler, Musoloni vb. tezlerle ırklar teorisi 18-19-20 yüzyıllarda revaç buldu Anadoluda da bundan etkilenip kendilerine artık bağımsız dil icat etme duygusu gelişti.

    Saygılarımla...

  10. 10
    ibrahimî feyzullah Says:

    Xwdé, Farısîlerin Xuda'sından gelme değil midir?
    Kürdî bile, Farça izafet "i"si ile türetilmiş Farsça bir kelimedir. "xurt" da izafe eki olan "î"den nasibini almıştır mesela. Ezcümle; Tirkî,Erebî, Farısî Farsça oluyor. Ki cümle içinde bütün kelimeler aynı değerde değildir. Benim işaret ettiğim kavramlar, sıradan, normal değil, kilometre taşlarıdır. "Belé" (Bakara Surasi'nde geçer) ve "hemi" Arabî'dir. "kifş" "keşf"ten bozma, o da Arabîdir. "Rast" (sanat müziği makamlarında geçer),"û" (mesela güft û gû) fârısidir. "ber" (berdevam, bersiyah mesela) de Fârısîdir.

    Benim söylemek istediğim, her dil, her dile kelime vermiştir. Önemli olan kelime alan dilin, o kelimeyi kullannılabilir yapması veya kendi haznesinde eritmesidir. Kürtçe'de de çok sayıda farklı dillerden kelime vardır. Ve olmalıdır da!
    Ayrıca, ben de şimdi içi tamamiyle Türkçe kelimelerden oluşan bir cümle veya paragraf oluşturabilirim, marifet değildir bu! insan konuşurken veya diyalog kurarken aslında her dilin zengin kelimeleriyle konuşur. Ama ortaya bir iddia girince insan çaba sarf eder, başka dildeki kelimeleri ekarte etmeye çalışır, beyhudedir!

    Türkçe ifadelerin tamamının Kürtçe'den, Arapça'dan, Farsça'dan geldiğini iddia etmek, sloganik bir yaklaşımdır. Yunus'tan bir örnek verelim:

    Benim burda kararım yok,
    Ben burdan gitmeye geldim.
    Bezirgâmım metaım çok
    Alana satmaya geldim.
    Ben gelmedim dava için
    Benim işim sevgi için
    Dostun evi gönüllerdir
    Gönüller yapmaya geldim.

    bezirgan, meta', dava kelimelerinin dışındaki kelimeler Türkçe'dir. mesela "gönül" kelimesinin orjinali "könkül" olup ilk metinlerde dahi vardır. Ve takidir edilmeli ki çok güzel bir şiirdir bu. Devam edelim:

    Benim adım dertli dolap
    Suyum akar yalap yalap
    Böyle emreylemiş çalap
    Derdim vardır inilerim.
    Suyum alçaktan çekerim,
    Dönüp yükseğe dökerim,
    Görün ben neler çekerim
    Derdim vardır inilerim.

    yukarıdaki şiir de Yunus Emre'den... Yüzyıllar önce tasavvufi şiirlerin bile yazılabildiği bir dil hususunda, bilgi sahibi olmadan ahkam kesmek şık bir şey değil!

    Salih Kardeşim,
    senin soyismin bile öz be öz Türkçe!
    adın Mehmet, ince bir düşünceyle Muhammed'din değiştirilmiş halidir. Ki yeryüzünde başka hiçbir dilde "Mehmet" ifadesi yoktur. Yani adın ve soyadın Türkçe. Kaldı Salih'in... o da SE LE HE sülasi mücerred fiilinden türetilmiş bir kelimedir. Yani çift isminde ve soyadında gram Kürtçe bir ifade yok. Peki bu bir sorun mu? hayır! Çünki Salih, Mehmet, bizim ortak değerimiz olmuştur.

    Şimdi senden aşağıdaki cümleyi Kürtçe'ye çevirmeni rica edeceğim:

    kalbini ve aklını, Allah'ın peygamberiyle gönderdiği vahiylere göre şekillendirmeyen insanlar, Cenneti nereden hayal edebilirler ki!
    Ey insanlar! yazıklar olsun size!

    maksadım seni sıkıştırmak değildir. Sadece dini kavramların, inanan her halkın diline girdiğini ve kullanıldığını anlatmaya çalışıyorum ki, imanlı bir insan için bundan güzel olan ne olabilir ki!

    Maksadım, Allah'ın birer âyeti olan dillerin istiskal edilmesine sed çekmektir.

  11. 11
    ibrahimî feyzullah Says:

    Osmanlıca, Orta Asya'dan mı geldi?

  12. 12
    Hacer ATEŞ Says:

    Sevgili Feyzullah'a bir kez daha teşekkürlerimi sunarken, aslını inkar etmeyenlerden ve özüne sahip çıkanlardan olduğu için minnettar olduğumu söylemek isterim. Sayın Özalp, sizin yapmak istediğiniz ve düşünceleriniz doğrusu tam bir taraflılık örneğidir. Tavsiyemiz Sayın Özalp: Özünüzü, özümüzü, kültürümüzü, geçmişimizi, asli kimliğimizi,asıl olan dilimizi, her şeyden de öte insanlık vazifemiz ve aslımızı bir defa daha gözden geçirmeniz. Gerçeğe ulaştığınız zaman biz sizinle fikirleşme konusunda her zaman burda olacağız ama bu şekilde değil. Saygılarımla...

  13. 13
    ibrahimî feyzullah Says:

    İlk kaynak önemli değildir. İlk kaynağa bakılırsa İngilizce 5000 kelimedir. Yeryüzünün en büyük dillerinden biri de Farsça'dır. Farısîlerin milyonlarla eseri vardır. Ki Firdevsî gibi, Sadi Şirazi gibi Ömer Hayyam gibi dehalar yetiştirmiştir. Üzülerek soruyorum; kaç adet Kürtçe kitap var sevgili Salih? Kaç tane dil dehamız var? kaç tane destanımız var? Arapça gibi bir dile bile rahatlıkla kelimeler verebilmiş bir dildir Farsça. Mevcut tarihteki varoluş biçimlerine ve durumlarına baktığımızda Farsça mı Kürtçe'den etkilenmiştir, yoksa Kürtçe mi Farsça'dan? Kabul, Sam'ın Torunlarından olan Hz. İbrahim, Harran'dan yani Mezopotamya'dan Kenan taraflarına, Mekke ve Şam taraflarına gitmiştir. Kabul, Bir ismi de İsrail olan Hz. Yakub da yıllarını Mezopotamya'da geçirmiştir. Yani İbranice'de bile etkisi vardır Mezopotamya'nın.. İbranice ve Arabça aynı kaynaktan gelir. Ama şu da bir gerçek ki ;

    1. Dili yapmak ayrı, onu geliştirmek ayrı, onu edebi bir dil yapmak apayrıdır!

    2. Mezopotamya göç yollarının üzerindedir ve hiçbir yerden akmadığı kadar medeniyet akmıştır bu coğrafyadan... doğal olarak gelip geçen medeniyetler dil almış, dil vermişlerdir.

    3. Yunan Medeniyeti'nin Mezopotamya'dan giden kavimlerin eseri olduğunu da belirtir Ali Şeriati(Hitlerden mülhem böyle bir iddiada bulunur, ama kaynağını hatırlamıyorum. Ama Yunanlılar, bugünü bile etkileyen bir dil oluşturabildiler.

    4. Bir uçak mühendisi de bir zamanlar bir ilkokul öğretmeninin öğrencisiydi.

    önemli olan netice!

  14. 14
    Hacer ATEŞ Says:

    Haklısınız Feyzullah bey. Sonuçlar için uğraşıya devam diyorum o halde.

  15. 15
    Hasret Tosun Says:

    Peki, portakalın, telefonun, pantolunun,
    kürtçesi ne?
    Bunlar nerden gelmiş?
    cvblar mısınız lütfen..

  16. 16
    Hacer ATEŞ Says:

    O beni aşıyor Hasret Hanım galiba bu soru beylere:))

  17. 17
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    Kürtçeyi bilmediğin belli oluyor. Salt okul ve sömürgeci kitaplardan etkilendiğini görüyorum. Sokakta Kürtçe öğrenip ne yazık ki üzerinde ahkam kestiğiniz dilin hiçbir etimolojik, tarihi ve akademik alt yapısına sahip değilsiniz.

    Xwdé,
    Bu kelimenin aslı farsça değildir. Xwe-kendi, da-verdi. Xudan; ev reisi, büyüten, sahiplenen olup araplardaki rabba karşılık gelip. Kaldıki bu geniş dilimizde sadece xwedé değil y-ez-dan yani beni verenide kullanıyoruz. Farsçaya bu kelimeler Kürtlerden geçmiş çünkü kelimelerin kökeni Kürtçede var.

    “Belé”, Siz herhalde sesteşler ile keliemleri birb
    irine karıştırıyorsunuz.

    “hemi”, dediğim gibi biz yine gişk, tev gibi keleimeleride kullanırız.

    “kifş”,

    “Rast”, en komik örneğiniz. 🙂

    “ber” (berdevam, bersiyah mesela) de Fârısîdir. Bunlar Kürtçede var berdevam.

    Tercüme et dediğiniz satırlara gelince... Evet güzel cümeler kurmuşsunuz. Çünkü bu koskoca örnekte "yazık", "göre", "edebilmek", "size", "olsu"kelimeleri tek Türkçe. Şimdi ise benim tercüme edeyimde Kürtçe ile toplama dil olan Türkçenin farkını izle:

    -------------
    kalbini ve aklını, Allah’ın peygamberiyle gönderdiği vahiylere göre şekillendirmeyen insanlar, Cenneti nereden hayal edebilirler ki!
    Ey insanlar! yazıklar olsun size!

    -------------

    Ew mirofé dil û hişé xwe pé qazidé xuda peyxam péra şandî qidûm neke; té bihişté kîderé nîgaş bike! Ey gelé mirofan heyfbe ji xwera!

    -------------

    Ew kesé xwe pê xweş kiriné, xwe péşkéşé mêtingehé bike û bi olé bixape heyf ji wéra.

    Sevdiklerin aşkına sana diyorum ki; Allah'ın vahyi () ile bizim tartışmamız arasında ne alaka var? Biz burada dilleri konuşuyoruz burada bile din kılıfına sığınarak duygu sömürüsüne ne ihtiyaç vardır? Şu bir gerçektir ki siz Fars-Arap-Türk dil bilgisine hoşgörü ile bakarken anne dilinize ihanet ediyorsunuz. ve Allah'ın ayeti dediği () bir dili savunanaı da hemen cennet vaatleriyle oyalıyorsun. Bence beni siyasi gözlüklerle değil bilimsel anlamda anlayın. Çünkü ben sizlere diller arası etkilemeyi inkar etmeyi inkar etmedim, ve kabul ediyorum etkileme vardır. Benim buradaki demek istediğim Türkçenin tıpkı Kürtçe, Farsça ve Arapça gibi bir dil olmadığıdır. Bak istersen arapça, farsça veya Kürtçe bir cümle kur içinde tek tük yabancı kelime olur (ama unutma her zaman o yabancı keleimelerin yerini tutacak farklı keleimelr var) ama sözkonusu olan Türkçe örneğin dürbün keliemes
    ni Kürtlerden olmış (dür-uzak bün-yapmak eki)bunun yerini ise alan öz Türkçe yoktur.

    Bir arkadaş yukarıda portakal, telefon ve pantolonun Kürtçesini sormuş. İşte ben bu arkadaşa Kürtçe öğrenmeden soru bile olsa kasti sorular sormamasını istiyorum. Çünklü sözlüklre bakarsa hemen karşılığı vardır:

    Telefon: xeberdanok
    Pantolon: şal, şapik
    Portakal: porteqal

    Portakal keleimesi Kürtlerin yaşadığı bölgede böyle bir meyve olmadığı içindir herhalde başka yerden almışlar. Ama kelimenin Türkçe olduğu meçhul. Zira por- ta- kal: Türkçe kökeni yoktur. Kürtçede por: saç; ta: anlamı yok; kal: kalmak... bu kelime Kürtçe olma ihtimali var. Çünkü saç ile portalkalın kabukları arasında bir anlam benzerliğini çağrıştırıyor.

    Lütfen dillerin evrimini ve yapısını bilmeden hemen hüküm vermeyin.

    Farsça ile Kürçe arasındaki farklara gelince. Kürtçe de erilik, dişilk vardır örneğin "wendekara(kız öğrenci) dibistané) "xwendekaré (erkek öğrenci) dibistané" veya "hevala (dişil) min, hevalé(eril) min". Bir diğer fark ise cümle içinde sayı belirimi arapçada "bir, iki ve cem vardır". Kürtçe de "hevokek(bir cümle) oysa Türkçeye yanına 1 sayısı eklemeden cerilmez "bir cümle) "cüml'k veya cümlebir diyemeyiz". Yine Kürçede "min teşté xwar(akşam yemeği yedim)" dikkat ettiyseniz geçmiş zaman için "ez(ben" téşté xwar" denilemezdi. Farsçada bu aydrım yoktur. Farsça her ne kadar kendisine özgü yapısı olsa da, Kürtçe cümle, zamanlar, eril-dişil, zamirler ve daha bir çok cümle yapısıyla ayrılır. Ayrıca keliemelr konusunda "ortak" keliemler yanında Kürtçeden aldığı bir yığın kelime vardır. Ne de olsa Kürtlerin Med imparatorluğu yıkılınca Farslarla beraber PERLERİ kurdular. ve Perslerde Kürt.e-Farsça vardır. Bir örnek verecek olursam Behram'ın kıs kardeşi Kürdiye idi. ve birçok Kürtlere ait yazıt vardır perslerde. Bunları konuşmaya hazırım, tartıştığımız konu dışındad olsa da olası bir anti- iddiayaya karşı hazırım yinede.

    Saygılarımla...

  18. 18
    Hacer ATEŞ Says:

    Sayın Özalp, kürtçeyi bilmiyorum evet Türküm. Bunu öğrenmeye de gerek duymadım çünkü yapay bir dil olduğunu ve esasının yine Türkçe, Arapça ve Farsçaya dayandığını düşünüyorum. Neden biliyor musunuz? Nedenini diyeyim size; Kürt asıllı bir bilirkişi kendi araştırması sonucunda aynen şunları söyledi:tarihimiz diye bir şey yok, bizim tarihimiz Türk tarihidir. Ve kullanılan kürtçe aslında olan değil oldurulan bir dildir, o da sayılırsa tabi, dedi. Bana kısaca şunu özetledi: Kürtçe varlığı olup geçmişi olmayan, geçmişini kendisi var edip bir tarihi olsun isteyen insanların oluşturmasıdır. Sayın Özalp, bana geçmişimizi getirin, yapay geçmişi biz de geliştirirdik ama aslını istedik ve hep de isteriz. Bilmem anlatabildim mi? Saygılarımla...

  19. 19
    Hasret Tosun Says:

    "Telefon: xeberdanok
    Pantolon: şal, şapik
    Portakal: porteqal"

    sayın özalp, her kürtçede bir değildir.
    kars, ardahan farklı,

    malatya diyarbakır farklı kürtçe kullanmakta.

    ve sayılarını çoğaltabiliriz.

    Siirt kürtçesi de arapçaya yakın. MeSELA örnek vermiş olduğum pantolon; pontuar, diye de geçer.
    Asli kürtçe nin kökü nereye dayanır bilmem.
    Şapik dediğiniz şeyide ben terlik olarak biliyordum.
    neyse aydınlattığınız için teşekkürler.

    Kimse aslını inkar etmemeli -ki inkar eden de yok.

  20. 20
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    Üzülerek ifade edeyim ki Feyzullah sen Kürt dilinden habersiz olduğun gibi kitapların dan da habersizsin. Ben sana iddia edeyim ki en eski metinler ve en kalabalık ebediyata sahibiz.

    Sana önce şu sonurunu cevaplayarak seni utanarak mahcup edeyim: kaç adet Kürtçe kitap var sevgili Salih? Kaç tane dil dehamız var? kaç tane destanımız var?

    Melayi Ciziri (974- Mela Divanında Fars EDEBİYATINA VE ŞİRAZİYE MEYDAN OKUYOR)UZMANLAR DERKİ MELA FELSEFEDE VE TASAVUSTA MEVLANAYI CEBİNDEN ÇIKARIR. , Ahmedi Xani (on altıncı yüzyılda yaşamı ve şöyle demiş: bazıları kalkıp Kürtçede kitap yoktur dememeleri için Kürtçe yazıyorum, Me u Zin) Eli Heriri, Feqiyé Teyran vb yüzlerce edip. Ebu Hanife Dineverei Kürtlerin Atası kitabını HZ.Muhammed'den 200 yıl sonra yazmış ve arap hışmına uğrayıp ırkçılıkla suçlanmış kitapları yakılmış.

    Mö: 400 yıl civarınmda yazılmış bir Kürtçe şiir:

    BI HEVRE
    Xwazdî ez tu hevre bin
    Bi hevreherin xorînê
    Wer dê bihêrin kotra bin
    Bang dîn bi hevre narînê
    ...Dwînî kotra hêra bûm
    Awaz ji cir dixwînê
    Fîrabîl û beyaban
    Hawar ji dest evînê
    Ez tu watu yek dil wîn
    Hêzan cwadi wînê
    Vêra pêkra hıfne wîn
    Bircînê ya binvînê

    (TÜRKÇESİ)

    BİRLİKTE
    Birlikte geçen günleri özlüyorum
    Hele sabah çıkıp gidişimizi
    Seninle dağlara çıkar dolaşırdık
    Birlikte söylerdik şarkılarımızı
    Ben o dağların ruhundan öğrenmiştim
    Ta yürekten candan sölemeyi
    Hem dağlarda hem kırlarda hem sahralarda
    Ei aman,medet aşkın elinden yani
    İkimiz tekbir gönül olmuşken
    Sonbahar gelip böyle ayırdı bizi
    Ancak birlikte olunca küflenmez aşk
    Ya bağır bir ses ver ya da uyu hadi

    Siiri Kürtçeden çeviren: Selîm Temo

    Yine Kürtçenin MÖ: 2000 önce Hittitlerde bir yazıtını sunan Selahaddîn Mihotuli adlı sotumuzun yazıtını sizlere payşacam ama şimdi onu aramam gerekir.

    Saygılarımla...

  21. 21
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    Sayın Özalp, kürtçeyi bilmiyorum evet Türküm. Bunu öğrenmeye de gerek duymadım
    ----------

    Türk olup olmadığını çok merak ederiö doğrusu çünkü ben Türküm diyen çoğu kişinin

    çünkü yapay bir dil olduğunu ve esasının yine Türkçe, Arapça ve Farsçaya dayandığını düşünüyorum. Neden biliyor musunuz? Nedenini diyeyim size; Kürt asıllı bir bilirkişi kendi araştırması sonucunda aynen şunları söyledi:tarihimiz diye bir şey yok, bizim tarihimiz Türk tarihidir. Ve kullanılan kürtçe aslında olan değil oldurulan bir dildir, o da sayılırsa tabi, dedi. Bana kısaca şunu özetledi: Kürtçe varlığı olup geçmişi olmayan, geçmişini kendisi var edip bir tarihi olsun isteyen insanların oluşturmasıdır. Sayın Özalp, bana geçmişimizi getirin, yapay geçmişi biz de geliştirirdik ama aslını istedik ve hep de isteriz. Bilmem anlatabildim mi? Saygılarımla…

  22. 22
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    Sayın Hasret Hanım;

    Kürtçeyi bilmiyor olabilirsiniz, ilgi duymuyor da olabilirsiniz nede olsa pek para getirdiği söylenemez, ancak cehaletinizi “ilgi duymuyora” saklayarak Kürtçe de uzmanmış gibi konuşmanızı hiç hoş görmüyorum. Üstelik Kürtçenin yanı sıra lehçeleri konusunda da uzmanmışsınız! Oysa insan bilmediği bir dilde uzman olamaz çünkü bu gülünç olur. Ben Siirtliyim ve siz Siirt Kürtçesi adına bilmediğiniz bir dilde yorum yapıyorsunuz oysa biz siirte pantolona “şal” deriz. Eğer Kürtlere az çok kulak verseydiniz (ilgi duymadığınız ama işine gelende ahkam kestiğiniz) bilecektiniz ki biz geleneksel Kürt erkek kıyafetlerine “şel u şapık” diyoruz. Üstelik bilmediğiniz anak bir sözlüğe bakmaya tenezül etmediğiniz ancak işe yaradığı zaman ahkam kestiğiniz dilde terliğe “şapik” değil “şimik” denir. Üstelik şimik dişil bir kelimedir bayan terliğine denir.

    Azerileri, Kazakları boş verin öyle Türkiye Türkçesine bakalım hepsi aynımıdır? “Geliyorum” “geliyem” “geliyok” “geliyom” hatta “celiyorum” diyenler bile vardır. Bizim Van’a yerleşen Lazlar şöyle der “bizim tavuk kadinde yumurtlayıp” yani “bizim tavuk samanlıkta yumutlamış” Ka-saman din-gördüler-görmek… Tabi Türkçede bu kelime komedyen Babé Teyar’ın dediği gibi Türkçede bir arap-fars-kürt kelimeini anına –ler –lar –lık –luk eklenerek saman-lık saydan-lık vb bir dil. Bu dile eklemeli dil denir. Kürtçeyede ari dilinden olduğu için türemeli denir. Arapçada da türeme vardır. Örneğin mal-mülk-melik-malik-memluk- emlak... Araplarda binlerce lehçe ve ağız vardır. Her dilde farklı mahreçler vardır. Bazı yöreler dili kaba, bazıları hızlı diğeri ise yavaş konuşabilir. Dilin temeli ise biridir. Kürtlerin bir kısmı “were” diğeri “wire” veya “wara” diyebilirler. Ancak hepsinin de kökeni bir w-r yani bu türemeler ve ağızlara göre değişme her dilde vardır. Bilginize ve arkadaşlarınızdan duyduğunuz dedikodulara sunarım! Bilgiyi siz komşudan, arkadaşlardan, manavda veya sömürge kitaplardan değil aslında öğrenseniz bu kadar kendinizi küçük düşürmezsiniz. Asimile edilmiş ve dillerini unutmuş Kürtçelerin veya Kürtçe bilmeden konuşmaları Kürtçenin aslını yansıtmaz.

    Yine arkadaşlarınızın Kürt olduğunu söylüyorsunuz. Size göre Kürt olmak nedir? Kürt olmak bir bayan ile erkeğin ilişkisinden meydana gelen kökeni Kürt olan mıdır? Yoksa kendini Kürt gören ve diline sahip olan mıdır? Aziz Nesin, T. Dursun, İ. Arsel veya birçok İslamdan ateizme dönen birinin İslam derleme bir dindir demeleri ile sizin arkadaşlarınızın Kürtçeye bilgisizce yaklaşmaları arasında bilgi açısından ne farkı var? En azından bu İslam dan çıkmış olanlar bilgili ya arkadaşlarınız? Türklerin arasında her an can korkusuyla yaşan Hatay veya Bursa gibi bir yerde her an saldırılma korkusunda kalmış birinin iş ve kariyer adına Kürtçeye bu denli hakaret etmeleri ne kadar bilimse varın siz düşünün! Benim sizlere cevabım bu kadar olacak…

    Feyzullah arkadaşımız İngilizcede 5000 kelime var diyor. Acaba o imparator saydığı dillerin çok geri olduğunu Kürtçede “100.000” yüz binin üzerinde kelime bulunduğunu hiç okudumu veya bildimi? Bunu söyleyen komşu veya dedikodu için toplanan arkadaşlar değil A.Melik FITAR, Izadıy ve Minorsky gibi uzmanlardır.

    Saygılarımla…

  23. 23
    İbrahimî Feyzullah YALÇIN Says:

    Sevgili Salih,
    Tercüme ettiğin cümleme baktığımızda çoğunlukla Farsça'da da geçiyor. Ben, Farsların kudretinden ve medeniyetin her devresinde varolduklarından, Kürtçe'nin Farsça'dan etkilendiğini düşünüyorum. Doğal olan da budur. Ama eğer elinizde somut, Farsça'nın Kürtçe'den etkilendiğine dair somut bir realite varsa, bunu bizimle paylaşın, bir Kürt olarak şeref duyarım.
    Ben size Yunuz emre'den dupduru bir şiir sundum. Hemen hemen kelimelerin hepsi Türkçe idi, ki buna da burun kıvırdınız. Ama siz, "Türkçe yani osmanlıca Orta Asya'dan gelmiştir" gibi bir hezeyanda bulunuyorsunuz. Ki buna kargalar da güler!
    Sorun nereden kaynaklandı biliyor musunuz?
    Sizin, kendi dilinizi nazara vermek isterken, bir dili aşağılamanız. Ve söylediklerim, bir kulağınızdan giriyor, diğerinden çıkıyor. Ben size diyorum İngilizce'nin aslı astarı 5000 kelimedir. Ve İngilizce hemen hemen yyeryüzündeki bütün fillerden kelime almıştır. İddialarınız olabilir, ama bunu nezaket ölçüsünde yapın.
    Bana verdiğin örneklerin hepsini biliyorum. buna Seyda Cıgerxwin'de kat, bizim bir kütüphanemiz yok dostum. 5-10 kişiyi çıkar, bizim müziğimiz de pek yok. Mehmet Uzun'u çıkar, Bizim kallavi bir romancımız da yok.
    dürbin, Kürtçe'dir diyorsun, Farısiler de dürbin diyor. Belé,sesteşlikten değil, anlamından.. yani bizim kullandığımız anlamda Bakara Suresinde geçiyor. Rast, size komik gelebiliyorsa cehaletinizdendir, çünki rast makamı,düz makam demektir düz de sizin benim kullandığım rast'tır. Yani Rast'ın rast'ı makamındandır.

    Beni sizinle tartışmaya götüren saik, dilinizi ön plana çıkarırken, başka bir unsuru aşağılamanız. Türkçe'nin orjinal kelime hazinesi zayıftır deseydiniz, size katılırdım, argümanlarım da var. ama siz bir dili yok sayıyorsunuz.Ben size nümune veriyorum burun kıvırıyorsunuz.
    Ben anadilimi inkar ve tezyif eden biri değilim. Ki,bu sitede Kürt milliyetçisi olarak mimlenmişim ve buna sitenin yöneticisi şahittir, sorabilirsin. Kimseye hesap verecek veya rüşdümü ıspatlayacak değilim. Dilini inkar, bir soysuzluk nişanesidir. Ben, dini kullanan biri de değilim. Kişi yazdıklarıyla ve yaptıklarıyla ölçülür; cümlelerimin hepsi sitede mevcuttur.

    Zıvıstan bu ez bariyam wek berfa..bihar bu,mın vekır wek gûla..
    Payiz bu,mın weşand wek dara..havin bu,ez mıçıkim vek bira..
    Ken u girimın jı bona te bu ey bıra!

    Ka roj germahi bu,ka hiv ronahi bu,ka stérk şénahi bu,
    Ka ba hénıkahi bu,ka hezkırın ju kurayi;birakırın jı durayi bu?
    Te ez xapandım bébext! Ka tı yamınbuy?

    Sevgili Salih dediğim gibi kimseye rüşdümü ispatlama derdinde değilim ama yine de yanlış bilinmek veya yaftalanmak(ki çok yaptığınız bir şeydir)insanı rahatsız ediyor. Yukarıdaki iki şiir bana aittir. sadece iki tane nümûne...

    ayrıca ben gitaristim. 40'a yakın Kürtçe bestem vardır.Tam 5 yıldır yeni bir tarz üzerinde çalışıyorum. youtube'a girip avestahakan yazarsan ilk 5 şarkıyı çalan da söyleyen de benim. Bu şekilde bir savunma yapmak, hele şiirle ve şarkıyla reklamımı yapmak durumund kalmak ta beni rahatsız ediyor ama ne çare! karşındaki yufkalığınıı kaybetmiş, mermere gönmüş.

    Bir çift lafım da Hacer Hanım'a...
    Hacer Hanım, son beyanatlarınızla salih Bey kıvamına geldiniz. Yâni şu durumda pek bir farkınız yok. Ben zaten Salih Bey, sizin son beyanınız kıvamında kelamlar ettiği için cevap verdim.
    Tamam, elin gavurunun, ingilizinin dilinden bile günlük kelimeleri bilebiliyorsunuz da yıllar yılı beraber yaşadığınızı ifade ettiğiniz Kürtlerin dilinden derman için tek bir kelime bilmiyorsunuz. Bilmek zorunda değilsiniz! ama Salihlik yapmanın anlamı nedir! aslında olan bana ve benim gibilere oluyor. bir hakkı,bir halkı savunduğum için Kürtçü olurum; kendi ırkdaşımın ırkçılığına tahammül edemediğim için de atasına ihanetle suçlanırım.

    Neticede, Allah, Âdem'e bütün dilleri öğretmiştir. Neticede, kimse kimseden üstün değil çünki herkes âdem'den, âdem de topraktandır. Neticede kabile kabile yaratılışımız, birbirimizi sindirmek için değil, birbirimizle zengin olabilmek içindir.

  24. 24
    ibrahimi feyzullah Says:

    "Portakal keleimesi Kürtlerin yaşadığı bölgede böyle bir meyve olmadığı içindir herhalde başka yerden almışlar. Ama kelimenin Türkçe olduğu meçhul. Zira por- ta- kal: Türkçe kökeni yoktur. Kürtçede por: saç; ta: anlamı yok; kal: kalmak… bu kelime Kürtçe olma ihtimali var. Çünkü saç ile portalkalın kabukları arasında bir anlam benzerliğini çağrıştırıyor"
    denilmiş ki güler misin? ağlar mısın?

    kelimelere takla attırmanın, meramın belini kırmanın bir anlamı yok!

    portakal, Arabî bir kelimedir ve orjinali de "burdukâlun"dur..

    telefona xeberdanok demiş, güzel bir terkip. Ama, kabul etmeliyiz ki xeber yani haber, Kürtçe değil, Arapça bir kelime.

    ayrıca "teşté"yi akşam öğünü olarak ifade etmiş ki teşté akşam değil kahvaltı öğünüdür.Yazılışı da Taşté'dir. akşam yemeği için "Şiv" ifadesi kullanılır.

    "Ahmedi Xani (on altıncı yüzyılda yaşamı ve şöyle demiş: bazıları kalkıp Kürtçede kitap yoktur dememeleri için Kürtçe yazıyorum" diye bir ifade kurmuş, Mele Ahmedi Xani, neden böyle bir şey söyleme gereği hissetmiş?

    "nigaş"ı vahiy yerine çevirmiş. Halbuki nîgaş; hülya,imge, rüya gibi anlamlara gelir ve kesinlikle vahyin yerini tutmaz. insan için mirof, İnsanlar için "Mirofan" demiş, mirof değil mirov, mirofan değil, "Mirovan"dır. Ki arapça'da Mer', Farsça'da da mir vardır. artık hangisi hangisinden almışsa!
    "qazidé"yi ilk defa duydum, kaynağını ve bu kelime nerede geçiyorsa bana bir örnek vermeli.

    Son sorum: lafı eğip bükmeden net cevap verin;
    iddia ettiğiniz gibi Osmanlıca, Orta Asya mahreçli bir dil midir? net cevap istiyorum...

  25. 25
    ibrahimî feyzullah Says:

    "Güneş Dil Teorisi" tam beş yıl boyunca Ankara'da bir üniversitede ders olarak okutuldu. Bu teoriye göre İlk insan bir Türk'tü. ve doğal olarak ilk dil de Türkçe idi. Örnek mi?
    adam nehrin kenarına gelmiş, "amma da uzun!" demiş ve bu, dünyanın sayılı uzun nehirlerinden Amazon'un adı olmuş. Amazon: Amma uzun! Şaka yapmıyorum, arşivlerde mevcuttur. Atatürk öldüğünde de, bu dersi veren zat, ders vermeyi bırakmıştır. Sebebini soranlara "Güneş öldü, teorisini ne yapayım!" olmuştur. Nedense arkadaşın, portakal'ı kör-topal yapıp, bir yere yamamaya çalışması bana bunu hatırlattı.

    Ayrıca Hacer Hanım, Facebook'ta bir hafta önce hesap açtım ve ilk arkadaşlık davetini sizden aldım. Siteden tanıdığım için sizi ekledim. Ama yukarıdaki kafatasçılaığa hizmet edecek beyanlarınızdan dolayı sizi tanımıyor, ve tanımadığım için de siliyorum. Salih'in kafatasçılığına, karşı çıkan biri için kanımca hakkaniyetli bir tepkidir bu.

    Ayrıca Salih kardeşim,

    "Sevdiklerin aşkına sana diyorum ki; Allah’ın vahyi () ile bizim tartışmamız arasında ne alaka var? Biz burada dilleri konuşuyoruz burada bile din kılıfına sığınarak duygu sömürüsüne ne ihtiyaç vardır? Şu bir gerçektir ki siz Fars-Arap-Türk dil bilgisine hoşgörü ile bakarken anne dilinize ihanet ediyorsunuz. ve Allah’ın ayeti dediği () bir dili savunanaı da hemen cennet vaatleriyle oyalıyorsun."

    diye yazmışsın. Beni bilen bilir. bilmeyene de ben bildireyim; yukarıda o cümleyi yazdığımda, dilin, dinle beraber ne kadar geliştiğini, nasıl ortak bir unsur haline geldiğini ifade etmek içindi. Öyle düşündüğün gibi bir duygu sömürüsü değildi, ki zaten cümlelerin altına niçin dini kavramlar seçtiğimi de ifade etmişim. Ama sanırım siz yazdıklarınızla alakalısınz, yazılanların hepsiyle değil. Ayrıca, din, benim her yerime işlediği için, doğal olarak, bakışım, anlayışım, fehmim, ifadelerim ona göre şekillenecektir.

    Rast, size komik gelmiş... biraz müzik bilgisine sahip olsaydınız, sanırım size komik gelmezdi. Rast makamı, "doğru, düz" makam olarak bilinir. Peki sizin kullandığınız rastla farkı nedir? açıklar mısınız?
    Belé, sesteş olduğu için bana öyle gelmiş diyorsunuz, hayır, eğer gerçekten Bakara Sûresi'nin başına(Âdem'in yaratılış bahsine) baksaydınız, sizin kullandığınız Belé ile o belâ'nın aynı olduğunu kavrardınız.
    soruyorum size, "kişf"in Kürtçe'deki anlamıyla, Arabi olan keşf'in ne gibi temel farklılıkları var?
    yok. Aynı kökten geliyorlar.
    Dürbin, Kürtçe'den Türkçe'ye geçmiş diyorsun ama, Farısiler de dürbin derler. dûr-bîn terkibidir. Kalb'i "dil" diye Kürtçe'ye çevirmişsin, dîl, Farısilerin en çok kullandığı kelimelerdendir.
    Ben başka dillere müsamaha gösterip, kendi öz dilimi es geçmiyorum. Eğer öyle olsaydım, merak etme, kendi dilimle ifade ederdim.

    "Zıvıstan bu ez bariyam wek berfa..bihar bu,mın vekır wek gûla..
    Payiz bu,mın weşand wek dara..havin bu,ez mıçıkim vek bira..
    Ken u girimın jı bona te bu ey bıra!"

    "Ka roj germahi bu,ka hiv ronahi bu,ka stérk şénahi bu,
    Ka ba hénıkahi bu,ka hezkırın ju kurayi;birakırın jı durayi bu?
    Te ez xapandım bébext! Ka tı yamınbuy? "

    yukarıdaki şiircikler bana aittir. Ayrıca ben gitaristim. 40'a yakın Kürdî bestem vardır ve ben 5 yıldır yeni bir tarz üzerinde çalışıyorum. youtube'da avestahakan diye gir, ilk 5 şarkıyı söyleyen benim.

    Şiirimi ve müziğimi bu şekilde nazara sunmak istemezdim ama, buna mecbur kaldım. (dün gece de bu meyanda kelamlar edip göndermiştim ama sisteme girmemiş, bir daha yazmak zorunda kalmak, ikinci bir acı!)

    kabile kabile olmamız Allah'ın bir lütfudur ki zenginlikler buradan çıkar. Allah, Âdem'e bütün dilleri öğretmiştir.
    ve hiçbir ırk, hiçbir ırktan üstün değil, çünki bütün insanlar Âdem'den, Âdem de topraktandır.
    O halde nedir bu amigoluk, nedir bu benim dilim senin dilini döver durumları.
    Ben Osmanlıca'yı seviyor ve önemsiyorum. neden mi? çünki osmanlıca terkib bir dildir ve içinde benim anadilim Kürtçe'den de kelimeler vardır.

    Ayrıca Salih kardeşim, ben 32 yaşındayım. eğer senden büyüksem, bir ağabey, küçüksem bir kardeş tavsiyem var; yazdığın makaleleri okuyorum. Türkçe kullanımını başarısız buluyorum. yazılarının her an akışı değişebiliyor ve bazen kontrol etmekte zorlanıyorsun. Türkçe yazıların kışkırtıcı, benim! diyen tek orjinal bir ifade de yok. Seni kırmak, ölçmek, biçmek değil niyetim. Ama bu durum, hayırlara vesile de olabilir. Nihayetinde Türkçe senin aanadilin değil, ve kimse buli kullanmada senden fevkalade bir verim bekleyemez. Sana tavsiyem, Kürt dili üzerine yoğunlaş. Mesela Mehmet Uzun'u çıkar, bizim adamakıllı bir romancımız yok, bu neden sen olmayasın? Ve sende müthiş bir aşk ve şevk te var Kürtçe'ye karşı. Bu çok büyük bir avantaj.

  26. 26
    ibrahimî feyzullah Says:

    Salih kardeşim,
    nedir bu hınç! Nedir bu sertlik ya hu!?
    senin dîl'in dilini öğrenmen gerekiyor. Bu kadar kaba ve yaftalayıcı olmak bir Kürt levendine yakışmaz. Nezâket Salih, nezaket..
    bir savaşın içinde değilsin. Karşında düşman yok. altında kaldığın kelime de kamyon değildir. Hasret Hanım'ın kötü bir niyeti yoktu. Hadi diyelim, bilgisizdi ama kırıcı değildi. sen neden bu kadar cevval oluyorsun ki! evvelemirde sende bir özgüven olmalı! o özgüven olursa, kelimeler, kılınçtan, kılçıktan değil; akıldan, kalbten gelir.
    lütfen biraz sakin ol. no teşkele! no panik!
    kullandığın cümleler, kafatasçı biri dışında hiç kimseye ince ve akıl dolu gelmez ki gelmiyor. Nedeni de basit, kendini savaş ortamında hissediyorsun; senin gibi düşünmeyen KÜrd'ü bir nevi ihanetle, Türk'ü cehaletle suçluyorsun.

    erdem; insanları ısıra ısıra, teslim alarak değildir.
    erdem, medeni bir ikna yöntemiyle bilgi ve duyguyla meramı ifade etmektir.
    sen, olayı, bir diller savaşı haline getirirsen,
    adamın biri çıkar, Türkçe'de binlerce roman vardır, Kürtçe'de kaç tanedir? diye kötü niyetle sorar mahçup olursun. Yine adamın biri, Yaşar Kemal Kürt olduğu halde neden Türkçe yazdı diye sorar, yine mahçup olursun.
    yine adamın biri Kürtçe'de "geniş zaman" zenginliği yoktur; farzı misal kitap okumanın Kürtçe'de şimdiki zamanı ve geniş zamanı nasıldır der
    sen yine mahçup olursun.

  27. 27
    Hasret Tosun Says:

    Gerçekten çok komik ve bu konu da bahtsızsınız sayın özalp. ben daha bu güne kadar portakalı, telefonu, pantolunu kürtçe söyleyen birini duymadım. ben de malatyalaıyım, ve siirtli bir çok arkadaşım var.

    ibrahim beye de harfi harfine katılıyorum.(çookk teşekkürler.)

    Lütfen kimseyi rencide etmeden aşşağılamadan yorumları yazınız öZALP.Erkek olmanız kaba olmayı gerektirecek bir husus olmamalı.

  28. 28
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    Hasret Hanımın dediklerini geçiyorum çünkü laf atmaktan başka birşey değil.

    Feyzullah sana gelince;

    Sana kürtçü diyebilirler ve bugün MHP; CHP'YE; Yine CHP, AKP'ye Kürtçü diyebiliyor. Ancak savunduğun tez Kürt gözlüğü değil, Türk gözlüğü de değil belki ağır olacak ama klasik bir şükürcü Kürdün tavrıdır. Şükürcü Kürdün bana göre diğerinden farkı yoktur. Yaşar Kemal neden Kürtçe yazmadı diyorsun? Bu işin aslı astarı sömürgedir! Paradır. Bende Türkçe yazıyorum çok az Kürtçe yazıyorum neden mi? Çünkü bizi satın almışlar. Önce Araplar bu bölgeye girip din adı altında dilini yaydı; sonra Türkler de dillerini kılıçla daha doğrusu dillerini değil çünkü dilleri toplamadır Kürt dilini yasakladı.

    Neyse işin duygusallığına girip birkaç kendini bilmezin gönlünü ferahlatmayalım.

    Sen çevirdiğim cümeleri okumamışsın herhalde! Çünkü orada "niqaş" vahiy değil "peyvam" vahiydir. Eğer bunu öğrenmek istiyorsan sözlüğe bakabilirsin. Ayrıca "qasidé xuda" ben bu kelime için belki senin Kürt halkının kırsal kesimine ilgisizliğini sana adırayım; "qazi: hakim" "qazid" ise aracı, haber taşıyan, aracı demektir. Bu konuda da serbestsin sözlüğe bakabilirsin. Ayrıca peygamberde Kürtçe dir; peyv(kelime) van(çoğul eki) ber(karşı) kelimeleri karşıya getirdi anlamı çıkar. Farsçanın Kürtçeden etkilendiğini sana tarihsel olarak ancak anlatabilirim. Çünkü aryan dillerinin kökeni Kürtlerden türer. İngilizcede "name" denir, Farsça da "nam" Kürtçede ise "nav" denir. Şimdi kelimenin doğalığına bakalım "nav-hinav-navik-navdar" bu kelimeler aynı şekilde orta anlamına gelen "nav-ber-" yine kapının ortası "nav-der" olarak anlaşılır.

    Ben gayet sakinim ve kendimden eminim. Ayrıca benim kızgınlığım otomotiğe bağlanarak verilen hiçbir cevaba değildir. Sadece zihniyete olan karşıtlığımdır. Benim içimde zerre kadar kinde yoktur. Irkçıda değilim ama hakkıda teslim ederim. Eğer kalkıp bütün diller Kürtçeden çıkmış deseydim haklıydım tıpkı hindtuva veya islam gibi. Geleneksel İslama göre adem-hava, cennet dili vb. herşey arapçadaır. Şimdi gelde işin içinden çık bu insanlara ırçı diyeceğinize bana kalkıp kafatasçı diyorsun.

    Senin klasik bir Türk tezini savunduğun şu sözlerinden belli oluyor: "KÜrd’ü bir nevi ihanetle, Türk’ü cehaletle suçluyorsun" Ne ihaneti? aklın ve bilimin aşkına söyle ne ihaneti? Bu topraklara girip bizim yerimize giren, sonra bizimle savaşıp beraber çalıştığımız kişiler kalkmış ülkenin isminden tup herşeyine kadar Türkçe diyor ve dönüp Kürt halkına yapmadığı hakereti zülmü bırakmıyor. İhanet dediğin verdiği sözde durmamaktır. Biz kimseye söz vermedik sadece kapımızı açtık. Arap zorla girdi ancak Türke kapımızı kolayca klardeşçe açtık. Böyle yapan Türk cehail değiltam tersine bunu yapan kasti yapıyor. Tıpkı senin gibi Bütün Kürt ediplerini tandığını () söylemesinerağmen kalkıp Kürt dilini küçük görüyorsun.

    Osmanlı orta asyadan gelmemiş diyorum. Hunların dili Türkçe değildi islamdan sonra böyle bir dil oluştu. Bu bir tespittir. Kin ile alakası yoktur. Farslara gelince biz farslarla, ermenilerle, veya süryanilerle binlerce yıldır aynı bölgedeyiz ortak keliemelrimiz olabilir. Ancak sen kalkıp Kürtçede gördüğün herşeyi Fars deyip kendini resmen Kürtçeye layık görmüyorsun! Kafatasçılık, Irkçı ve zorba bir zihniyetin söylemleriyle hiçbir yere varılamaz. Roman diyorsun. Türkçe de binlerce roman yazılsın sayısı "300" kelimeyi geçmeyen bir dilin ne özeliği olabilir? Ayrıca Kürtçe sadece edbiyat değil dinlerin de temelidir. Namaz, oruç, tek tanrı vb inançlar Kürt halkının peygamberleri yamışlar ki şuan Yezidiler bunun devamıdır. Ne varki erdüştilerdeki "hayvan sevgisi" Mani'deki "bilim" ve Mazdek'teki "sosyal yaşam" dan diğer dinler nasibini alamadı. Ünlü destan Gılgameş'in Kürtlerin eseri olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. Gıl-gaméş; iri camuş demek olup Kürtlerin 15 bin yıldan beri mezopotamyada medeniyetin temeli attıkları görülür.

    Mevlana niye eserlerini Türkçe yazmadı? İhanet mi etti! Şimdi siz kalkıp Yaşar Kemal'dan dem vuruyorsunuz. Mevlana eğer Türkçe eserlerini yazsa idi bir kırtık ganimet ve sarayın yanındahiç değeri olmazdı. Eserler böyledir. Türkçedeki romanlardan tutun arapların eserlerin kadar hepsinin geçmişi 200 yıllıktır. Oysa Kürtçe sömürge olduğu için ki buna rağmen binlerce eser vermiştir; son zamanlardaki hıza ayak uyduramadı. Yoksa içindeki potansiyel ve tarihsel şerefi her zaman birçok dili sollar. Arapça daha önceleri birkaç bedevi dili iken zorbalık ve savaş ile zenginleşti niye çünkü para vardı. Marks'ın dediği gibi "ekonomi herşeyi değiştirir" özü ise değiştiremez. Romanlar bugün yarın binlerce yıl sonra en çok birkaç tane kalacaktır. Yani o binlerce kitap arasında asıl olanlar kalacaktır. Tıpkı sümmerlerin eserlerinden bugün çok azına sahip olduğuuz gibi. Kürtçede edebiyatı geniştir. Sen Kürtlerin müzğüyle dalga geçip hem o dili kullandığını hemde aşağılık olduğunu iddia ediyorsun. Oysa bugün mezopotamyada Kürtçe deki dengbéjlık hiçbir dilde yoktur. Forkloru o kadar zengindir ki bu gün icat edilen "kolbastı" gibi çakma kültürde değildir. Neyse bunlar yine size vız gelecek. Allah'ın sözü ile korkutulduğunuz için arapçayı kutsal, Türkü Allah'ın kılıcı sayacaksınız. Ama işinzie geldiği gibi dini evirip çeviriyorsunuz. Örneğin şu sahih hadisi görmezdengeliyorlar:

    "Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır".(Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/62-65, hadis no:2912)

    Türkler benim kardeşimdir, bütün halklar kardeşimdir. Ancak bilimsel olarak yaklaştığım zaman Türkçenin 1000 senelik geçmişinden daha geriye bir dil görmüyorum. Osmanlıca dil değil arap-farf-kürt toplamasıdır. Birçok Türkün Kürtlere bakışı böyle Kürtçesinden utanan (tıpkı dönek filistinliler gibi) kişilerden daha samimidirler. Zaten ben şahsen ne kadar Kürt diline küçük bakan kişi gördümse kökeni Kürtçedir. Bunun nedenine gelince...Kürtler aşağılık kompleksinden kolayı kendilerini inkar etmişler bir kısmı ve şuan Türk olduklarını sanıyorlar. Şuanda birçok bunu okuyan Türk kardeşim ve arkadaşım bu yazdıklarımı görürse inanın ki hiç alınmayacaktır ve destek verecektir. Hatta Kürtçe dilinin zenginliğini gösteren birçok arap ama uzman kişi gördüm. Yine Kürtçeye aşık birçok Türk gördüm ve uzmandır. Ne var ki tarihinde bi haber birkaç Kürttten ve cahil birkaç Türkten başka kimse bu dediklerime itiraz etmez. Öfken sizlere değil düşünceleredir.

    Saygılarımla...

  29. 29
    ibrahimî feyzullah Says:

    Herneyse!..
    seninle yazışmaktan işimi yapamıyorum, bugünkü yazımı bile gece 01'de bitirdim. Yorumlarımız ortadadır. son yazdıklarında bile çok çarpık şeyler var. yanlış kelime telafuzu var.
    taşté, portokal kıvamında fiyaskolar var...

    ben burada lâfı kesiyorum.

    senin, kalb olarak kötü biri olduğunu düşünmüyorum.
    yakılan poşulardan, tanklarla girilen evlerden, yakılan köylerden kalmadır. 60'lı yıllarda "Kendini Kürt Sananlar Raporu"ndan kalmadır. Fehmi Şinnavi, "Ümetin Yetimi Kürtler" der, doğrudur.
    Seni anlıyorum Salih anlamlandırmasam da!

    nihayetinde bir tartışma olsa da, maksadı aşan beyanlar olabilir, kırıcı ifadeler olabilir.
    ben payıma düşeni, yükleniyorum; sürç-i lisanımız varsa bağışlana!

  30. 30
    Hacer ATEŞ Says:

    Sevgili Feyzullah, ben sadece yazmam düşünürüm, bilirim ve sezerim herkes gibi. Söylediklerimin, Salih beyin söyledikleriyle ve tavırlarıyla aynı seviyeye gelir hiçbir yanı yok. Ya neyiniz var sizin, aynı ülke içerisindeyiz ve ben özümüzle, dilimizle ilgili bir yazı aktardım. Araştırma parçalarımdan ufak bir ayrıntı sadece. Ben bir edebiyatçıyım. Dilimin hususlarını en ince ayrıntısına kadar binbir bağlantıyla öğrenmeye çalışıyorum. İşim araştırmak ve doğruyu ortaya koymaktır. Kavganızı da, tartışmanızı da başka yerde sürdürün rica ediyorum.Bu gazetenin laf atma ya da laf türetme yeri değil, gerçek bilgileri sergileme yeri olduğunu düşünüyor ve bu yolda çalışıyorum. Kendinizi mi göstermek istiyorsunuz beyler o halde ben aynı zamanda bu gazetenin reklam koordinatörüyüm buyrun reklamınızı da tarifeye göre yayınlayayım. Ama daha fazlası sadece sürtüşmedir ki bu beni hiç ama hiç etkilemez. ( NOT: Dil çözümlemeniz sizin sorununuz biz çalışmamıza aynen ve son hızla devam ediyoruz.) Başarılar herkese...

  31. 31
    Mehmet Salih ÖZALP Says:

    Saygıdeğer İbrahimi Feyzullah;

    Tartışmanız için teşekür ederim. Sana başarılar dilerim.

    Hacer Hanım; Çalışmanız güzeldir. Umarım çalışmalarınız ve güzel yazılarınız hep olur.

    Saygılarımla...

  32. 32
    ibrahimi feyzullah Says:

    Sevgili Hacer Hanım,
    evet biz hararetli bir şekilde tartıştık. Zaman zaman kırıcı beyanatlarımız da oldu. Ama neticede özellikle tartışan iki taraf yani ben ve Salih'in son tahlilde gayet insani ve nazik bir şekilde meseleyi noktaladığımız malumunuzdur. Benim birilerine haddini bildirme gibi bir niyetim yok. Salih'in de öyle bir niyeti olmadı.
    Hacer Hanım,
    ben Türkçe'yi bilmediği için ilkokul 1.sınıfta kalmış biriyim. Benim, dilimi, annemin diline, toplama bir dil muamelesi çekmek, "öğrenmek te istemedim" deyip dilimizi aşağılamanız, beni yaralamıştır. Ki en azından iki gündür sizin bu "toplama dil" mantığını ileri Süren Salih'le bir Kürt olarak tartışmam, sizin bana, ve dilime saygı göstermenizi gerektirirdi. Neticede, "Kürtçe toplama bir dildir" demenin "Türkçe toplama bir dildir" demenin arasında bir fark yoktur. Ben, eğer "Türkçe toplama bir dildir" diyen Salih'e iki gündür cevap yetiştiriyorsam, "Kürtçe toplama bir dildir" diyen size hiç bir tepki vermemem, dilime ve hakkaniyetime ihanet olurdu. ki size tepkim, sizi şaşırtmamalı!
    Ben, sizin de Salih'in de kötü niyetli olmadığınızı biliyorum. Hasret Hanım'ı zaten biliyorum.
    ben hep birbirimizi anlamamız üzerinde durdum.
    size sert tepki gösterdiğimde bile, bir tarafımın incindiğini hissettim, ama adalet bunu gerektirdi. Salih'e tepki gösterdiğimde, hepten canım yandı. onun halkıyla ilgili ne acılar taşıdığını, aklında ve kalbinde ne kıyametler koptuğunu en iyi ben bilirim.Herneyse..
    Siz, hiçbir şekilde hanımefendiliğinizi bozmadınız, takdire şayandır. Salih, son tahlilde herkesin gönlünü alıp, Kürd'ün mert tarafını bize gösterdi.
    sıkıntılı başladı ama güzel bitti. Hepinizi Allahaısmarladım!

  33. 33
    Hacer ATEŞ Says:

    Sevgili Feyzullah kardeşim, ben incitmekten korkan birisiyimdir. Sizi bir şekilde incittim belki ama anlatmak istediğim tam olarak bunlar değildi. Kardeşlikten öte insanlıktır bendeki önem. Siz kıymetli kardeşlerimin düşünceleri tabi ki benim için çok önemli, lakin anlamanızı istediğim husus başka. Bir soru soruyordun devamlı cevabını bir de benden duy istedim Feyzullah: Osmanlı Türkçesi aslı Orta Asya'dır. Evet, belagâtlar da bunu gösteriyor araştırmalar da. Bildiğiniz üzere sadece Türkçe'den oluşmuyor Osmanlı Türkçesi, Arapça ve Farsça içerikli asli bir dildir.

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank