content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

23 Nis

Aynı Acılardan Geçerken…

Aynı acıdan geçmenin yakınlaştırdığı türlü türlü ölüm hikâyeleri dinliyorum. Kendimi tesellici sanırdım. Teselliye bu denli ihtiyacım oluğunu anlamanın zamanı şimdiymiş demek.

Ölüm her zaman yanımda, yakınımda olsa da ilk defa bu kadar farkında oldum. Ansızın geldi ve bir gün kesin geleceğini bilmeme rağmen o günün hiç gelmeyeceği gibi bir kandırmaca içinde yaşadığımı gösterdi.

İnsan sevdiklerine yakınlaştıramadığı ölümü kendisine nasıl yakınlaştırır, bilemiyorum. Aklın bilgisiyle kalbin hissetmesi ve farkında olarak yaşaması arasındaki fark bu sanırım. Dünyanın gelip geçiciliğini gerçekten anlamamız, sadece canımız çok acıdığında oluyor.

İnsan kendisine emanet edilmiş onca şey olduğunu düşünüyor. Beden emanet, can emanet... Evlat, eş emanet... Sonradan hayatımıza girenler emanet de biz dünyaya geldiğimizde yanı başımızda bulduklarımız sanki hep var olacaklarmış gibi hissederek büyüyoruz. Babalarımız, annelerimiz, demirden yapılmışlar da hep nazımızı çekecekler, hep arkamızda duracaklar gibi bir zanla yaşıyoruz. Ama gerçek o değil. Her şey bir emanet ve emir geldiğinde emanet olan her şey gibi onlar da elimizden gidiyorlar.

Kalbimin halden hale girdiğini, bazen yorulduğunu fark ediyorum. Özelikle geceleri hayatın yeryüzünden çekilip gittiğini, daha bir kendimle kaldığımda gecenin bereketiyle beraber ölümü daha fazla düşünüyorum. Sadece ölüm, bu dünyada sonsuza dek yaşayacağımız yanılsamasını yerle bir ediyor.

Ölümün bu kadar yakınımdan geçmesi beni ahirete daha güçlü bir bağla bağladı. Her sevdiğimizin gitmesiyle beraber, orası daha bir yakın, daha bir tanıdık oluyor. Dünyanın ve içindekilerin pul kadar kıymeti kalmadı.
Bu arada yaşamaya devam ediyor olmam ayrı, çay içiyorum, uyuyorum, yapmam gereken vazifeleri en iyisinden yapmaya çalışıyorum. Ama her şey ayrı bir anlam kazandı. Ölümün sahiciliği karşısında üzüldüğüm şeylerin mahiyeti değişti. Hayatın anlamı derinleşti. Ölümün anlamını yeniden keşfetmenin yolları açıldı önümde. Yalan şeylere tutulduğumuzu gördüm. Ve gerçekler daha bir netleşti.

Ölümle yakınlaşmak, bir nevi yaşadığım hayatı acıyla yoğurmaya ve anlarımı gafletten sıyırarak gerçeğe taşımaya sebep oldu. Belki aynı şeyleri yapıyor gibiyim ama daha derin ve incelikli. İnsanlarla aram iyiydi, ama şimdi onların yüzündeki ve dahi kendi yüzümde gördüğüm fenanın damgası onlara da kendime de merhametimi, şefkatimi çoğalttı.

Dinlediğim onca yaşamdan ayrılış hikâyesiyle, hiç tanımadığım onlarca babayla tanıştım. Her birisinin bu dünyadan bir ayrılış öyküsü var. Hiçbirisi de beklenen ölümler değil. Anladım ki ölüm, her zaman bir yolunu bulup saklandığı yerden çıkarak “Gördüm seni!” diyebiliyor. Hayatımız, bir saklambaç oyunu gibi ölümden saklanarak geçerken, bir köşe başında tam da saklandık zannederken, sobeleneceğimiz bir gaflet içinde geçebiliyor.
Her ölüm kendi özel davetiyesiyle bu dünyadan almaya gelirken her birimizi, geriye kalanlar da acıyla ve üzüntüyle büyüyorlar. Bu acıdan geçmiş olanlar, bir başkası aynı acıdan geçerken, ölümlü bir insanın bir başka ölümlü insana verebileceği en derin hediyeyi, şefkati sunuyor olanca içtenliğiyle. Ve yaratıcımızın merhametli oluşu belki de böyle tecelli ediyor.

Dedim ya onlarca taziye ziyareti, yüzlerce taziye telefonu, mesajı ve duasıyla aynı acıdan geçenlerin ve aynı acıdan geçmenin getirdiği bağlarla bağlandım hem oraya, hem de buraya. Yavaş yavaş iyileşiyor kalbimdeki acı ve yeniden buluşmaya dair inancım güçleniyor her geçen gün.

İnsan olarak sabrı tavsiye etmek, hakikati söylemek, en büyük yükümlülüğümüz sanırım. Ne dünyaya gelişimiz ne de bu dünyadan gidişlerimiz rastgele değil. Ara sıra böyle zannetsek de başımıza gelen hiçbir şey rastgele gelmiş değil. Ne zaman kalbim elemle dolsa kendimi yokluyorum, ölümü adem olarak görmeye başlamışım. Hemen topluyorum kendimi. “Kalbin türlü türlü halleri var.” diyorum ve yeniden ölümün hakikatini hatırlatıyorum kendime. Baki olanın esması bakidir. “Bakinin aynaları bakinin mahiyetini alır.” diyorum ve sevgili babacığımın âlem-i gayba gittiğini, sahibinin onu bu dünyadan sonsuzluğu vererek yanına, yakınına çağırdığına inanıyorum. Bir gün beni de seni de özel emirle çağıracağı gibi. Ya da her gün bir parçamızın çağrıldığı ve gittiği gibi... Her günüm/günümüz ahirete bağlanıyor. Son günümde/günümüzde bu dünyadan tamamen gideceğim/gideceğimiz gibi...

Etiketler :

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank