Adayın Duası Başbakanın Adağı…

Dua inanç gereğidir. İnsanın rahatlaması, ferahlaması, üzerindeki baskının kalkması için okunur.

Dua inanç gereğidir. İnsanın rahatlaması, ferahlaması, üzerindeki baskının kalkması için okunur.

Halikarnas Balıkçısı’nın Mavi Sürgün kitabını 1984’te okumuşum. Kitabın sonundaki “not” öyle. Kitabı bir arkadaşıma armağan edeyim diye karıştırırken,

Katmanlaşan anılar, kalemimden taştılar… Onlar yaşanmış, anılmış ve en özel yerde saklanmıştılar… Yaratılışımızın temeli, iki uçlu kutba dayanıyor. Fiziksel kanunların, biyolojik yapının izdüşümünü hayatın her alanında görüyoruz. Siyahın tanımı beyazla, beyazın tanımı siyahla yapılır. Güzelin güzelliği çirkinden, mutluluğun hoşluğu zahmet ve eziyetten, uykunun güzelliği yorgunluktan anlaşıldığı gibi… Birinin tersi ötekinin düzüdür. [...]

Evlilik yaşı eskiden çok küçükmüş ve bunun zorluklarını annelerimizden ninelerimizden çok dinlemişsinizdir. Evlilik çağına bir kızın gelip gelmediğini ölçme aleti bir tahta sandalye imiş.

Sayın Cumhurbaşkanı; Makamlar kişilere mülk değil emanettir. Bu kutsal madalyonun iki yüzü vardır, yetki ve sorumluluk. Birisi tek başına talep edilemez.

EPEY zaman geçmiş aradan, şimdi hayal meyal anımsıyorum. Bir gün yanıma genç bir kadın geldi.

Ülkemizde gündemden başımız dönerken odağımızı kaybettik adeta. Eğitim şart diyor devlet büyüklerimiz ama sadece laf… 2005 yılında üniversite sınavına girdiğimde ÖSS denilen bir sistem vardı.

Bir gece yarısı mı yoksa, günün sabaha kavuştuğu yerde mi, yoksa, güneşin tüm sevecenliğiyle ısıtıp sardığı gün ortasında mı olur; merhaba dersiniz hayata.

Çocuk ve gençlerimizi bekleyen yeni bir tehlike ile karşı karşıyayız. Balicilikten sonra şimdi de çakmak gazı koklama yöntemi daha hayatının baharındaki gençleri ölüme götürüyor.

Hepimiz kitapları ölümsüz bilirdik. Kitap ve ölüm kavramı biraz birbirine yakışmıyor ama yapacak çok fazla bir şey yok. Bilgisayar ve özellikle internet teknolojisi mevzuat kitaplarını ölüme mahkûm etti.

Amerikan derin devleti, kendine itaatte kusur etmeyen devlet ve hükümet başkanlarına yeni bir liyakat testi yapıyor.

Amerikan Dış İşleri… Amerikan Gizli İstihbaratı… Amerikan Politikaları… Senaryoları… Amerikan Diplomatları… Ve koskoca Amerika’nın sırları (!!) Dünya’da şok etkisi yarattı!

BİR YANIŞIN HİKÂYESİ Marmara’nın sımsıcak güneşte bile ısınmayan sularında, her şeyi unuturcasına yüzdükten sonra, güneşte ısınmak için

Yaşamınızın bir bölümünde belki de tamamında hiç önemsenmediğinizi, argo tabirle hiç adam yerine konmadığınızı düşündüğünüz zamanlar oldu mu ? Çevreniz bu duyguyu size nasıl hissettirdi ? Kendinizi hiç özeleştiriye tabi tuttunuz mu ?

Aklın perdesini yırtarak, akıldışı senkronları var etmeye çalışmanın bir anlamı yoktur. Zaman tüccarlarına, yani hayatımıza hükmetmeye çalışan denetçi dediğimiz tek tip insan profiline,

Öncelikle neden parantez içine aldığım harfler vardır ondan başlayayım. (M) yani “Mehmet” Gülen’in orijinal isminde yoktur. “Mehmet” bir mehdilik için saklanıyor. Sakla “Mehmedi” gelir zamanı hesabı. Kendisi ben mehdiyim dememiş, zaten hiçbir üçkâğıtçı direk kendini ele vermez. Harun Yahya bile kendine mehdi demek isterken “Mehdi de ben mehdiyim demeyecek” diyor. İşin ikinci kısmına gelince Fetullah’ın arasına “h” harfi saklanıyor ki yarın öbür gün onun isminde de sırlar aranabilsin. Tıpkı kendine “fatih” lakabı takmış Sultan Mehmet gibi. Hani derler ya çağ açıp kapamış. Buna da inanmayın çünkü dünyanın başka yerlerinde çağı açtığı söylenmez bunu sadece Türkiye’de duyarsınız.

Kültürümüzde öğretmenlik kutsal ve saygın bir meslek oalrak kabul edilmiştir.Geçmiş yıllarda, anneler ve balalar, duydukları güvenin gereği olarak, okul çağına gelen çocuklarını; “Eti senin, kemiği benim” diyerek teslim ederlerdi öğretmenlere. Öğretmenler de kendilerine verilen bu büyük ve anlamlı yetkiye karşın, büyük bir sevgi ve hoşgörüyle, her türlü tehlikeden koruyarak ve hiç incitmeden eğitmeye çalışırlardı onları…
Tıpkı bir anne, bir abi, bir abla, bir baba gibi…
2009 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi
Designed By Online Groups